Bir Sahne
13 dakika önce
Sevgili Kara Kalem’den Trendy Blog Award adında bir ödül geldi. Kendisine tekrar teşekkür ederek ben de beğenerek okuduğum 10 bloga bu ödülü iletiyorum. Aslında sol sütunda “umur” başlığı altında yer alan her blog benim okumaktan keyif aldığım ve beğendiğim isimlerden oluşmakta. Dolayısıyla bu anlamda seçim yapmak da oldukça zor oldu. Aşağıda -herhangi bir sıralama olmadan- isimlerini göreceğiniz 10 blog bana göre okunmadan geçilmemesi gerekenlerden. Neden derseniz ben de size bloglara girin ve okuyun derim. Sonrasında eminim ki siz de bana hak vereceksiniz.
Sabah gün yine aydın başlamıyor. Kaç zamandır böyle ya, içimizdeki sıkıntı gökyüzüne de yansımış gibi hava da bizimle aynı bugün; arada bir kendini gösteren güneş dışında çoğunlukla bulutlu, çoğunlukla kapalı, çoğunlukla gri...
Bu mektubu sana yazmadım. Okumaya başladığın bu satırların hiçbiri benim dilimden sen okuyasın diye yazılmadı. Yazılamaz da zaten. Uzun zamandır sessizliğe mahkum edilmiş biri nasıl konuşup yazabilir ki? Sessizlik dememe bakma; korkunun, acının, çaresizliğin, sesini duyuramamanın, görmezden gelinmenin, hayatın tam da orta yerinde en kanayan yanının feryatları var burada aslında. Oraya ulaş/a/masa da ölümün en ağır, en koyu, en acı dili dökülüyor burada yüreklerden. Henüz atılmamış bir kurşun ağırlığında kabullenilmişlik. Ve onca sesin içersinde sessiz bırakılmak bizimkisi...
Ne kadar da çok unutmuşum seni, sana dair her şeyi. Ve unuttum sandıkça ne kadar da çok hatırlıyorum aslında farkında bile olmadan...
Güzeldi adam. Pek çok kişinin yerinde olmak istediği kadar yakışıklı, başarılı, iyi huylu...Işıl ışıldı her zaman; gittiği her yere gözlerinden, yüzünden, yüreğinden güzel, iyi, silinmez izler bırakıyordu. Mutluydu kendi kalabalığında, dışındaki kalabalıkla mutlu olmasını biliyordu. Sonra bir gün bir kadını sevdi, hem de hiç farkında olmadan. Sevgi bilmediği bir şekilde girdi hayatına, hiç ummadığı bir anda gelip de ekleniverdi içinin hiç bilmediği yanlarına. Şaşırdı adam, bocaladı, aklıyla yüreği arasında olur olmaz hesaplar yaptı. Ne kendinden emin oldu ne de sevdiği, sevildiği kadından. Güvensizlik kıskançlığı ekledi ardına, hırs saygısızlığı. Sevgi şekil değiştirip bir zehir gibi yayılmaya başladı tüm vücuduna, güzel olan ne varsa sinsi sinsi kemirip de tüketmeye şartlandı. Önce kendini zehirledi adam yaşayamadığı, yaşatamadığı sevgisiyle, sonra da etrefında kim var kim yoksa bir hastalık gibi herkese kötülük bulaştırdı. Güzelliği kayboldu adamın bir anda. Gitgide küçülüp, çirkinleşti. Kendinden uzak, yalnız, tanımsız, sevgisiz kaldı.
“Emek Sinemasını Yıktırmıyoruz Platformu” ve “İstanbul Kültür Sanat Varyetesi” herkesi 11 Haziran Cuma günü saat 19 :00'da bir buluşmaya davet ediyor. Bildiriyi herkesle paylaşalım ve Emek için emek verenleri yalnız bırakmayalım.
Bazı insanlar vardır hayatına nasıl girdiklerini anlamazsın. Sanki hep varmış gibi zamansız, rahat, huzurludur varlıkları ve ilk defaymışcasına da merak, heyecan ve coşkudur yaşamına kattıkları. Her seferinde neyle karşılaşacağını hem içten içe bilerek hem de her güne dair olası güzel ve keyifli süprizlere hazırlıklı olarak atarsın adımlarını...
Sevgili;
İnsanlar ölsün diye değil, yaşasın diye savaşmak...Böyle bir şeyin mümkün olduğuna inanabilir mi insan gerçekten? Birini öldürmek sadece onun canını almak değildir. Ölümü düşünerek başlarsın öldürmeye. Etrafında teker teker yere düşer bedenler. Hedef şişeleri gibi öylesine öldürülmüşcesine...
Pencerem salonlarına açılıyor. Onların yatak odasından da bizim arka odayı çok rahat görmek mümkün. Balkonlarıyla mutfağımız arasındaki mesafe ise neredeyse bir adımlık. Bu kadar dibdibeyiz yani. Ama orada, yani neredeyse içiçe yaşadığımız karşı apartmanın 4. kat dairesinde kimlerin yaşadığını, kaç kişi olduklarını, nereli olup nelerden hoşlandıklarını bilmiyorum. Ve eminim ki onların da bizimle ilgili herhangi bir bilgileri yok.