Çocukken hep hayalini kurduğun, kavuştuğunda en büyük hayal kırıklığın olur çoğunlukla…Aklının ermediği, yüreğinin yetmediği bir yaşamın içersindedir artık. Nereye vardığını tam olarak kestiremediğin bir koşuşturmacanın peşinde. Adımların ayak uydurmaya çalıştıkça hayata, dolanır birbirine. Kimi zaman sendeler, kimi zaman düşersin. Ve düştüğünde diz kapakların değil, yüreğindir artık kanayan, yaralanan. Şanslıysan eğer bir dost eli, bir aile sıcaklığı dindirir biraz olsun sızını. Çünkü sen büyüdükçe, etrafındaki kalabalık küçülür de küçülür. Aynı dili konuşamaz olur en yakın bildiklerin, aynı gözle bakmaz olur hatta artık sana kendi gözlerin. Daha da yalnızlaşır insan. Daha da tek başınasındır artık. Bilirsin…
Büyümek böyle bir şey işte kardeşim. Zaman sınırı olmayan oyunlardan çıkıverip de ansızın, hayatın tam orta yerinde buluvermek kendini. Bir bıçak kesiği gibi, her açılan yarada bir parçanı bırakırken, acıyarak, kanayarak, kabuk bağlayarak anlamak ve öğrenmek yeniden. Kendine nefes aldığın her an için iyi-kötü yeni bir şeyler ekleyebilmek…
Bugün bir sene daha eklendi takvimlerden sana. Bir yaş daha büyümüş oldun. Sen yine de her sabah aynada artık kendine bile yabancı gelmeye başlayan gözlerine inatla, hayatın tam içine bakmayı sürdür. Her gün seni biraz daha şaşırtan gerçeklere rağmen, içindeki çocuğu sakınmaya çalış elinden geldiğince. Sen büyü ama bırak o hep çocuk kalsın…
Ve unutma sakın; hayatın aslı sadece sende. Senin içinde. Bu hayatta sen gerçeklerinle varsın belki. Ama düşlerin kadar, düşlerinle yaşarsın…
Nice mutlu yıllara kardeşim…
İyi ki doğdun…
İyi ki varsın…

