5.03.2009

ARTA KALAN ZAMANLAR

Uzundu susmalar. Bir pencere kenarından bakıyormuş gibi bizim dışımızda akıp giden yaşama, birbirimizin sözlerindendi hep ödünç almalar. Tutunamadan daha birbirimize, hayatlarımız, artık olmayan bir zamanda tutulup kaldı.

Oysa omuzlarıma örtülen zamansız bir yalnızlıktan, içime usulca çöken bir şehrin karanlığından, kendi amansız varlığımdan biliyordum yokluğunu. İnce bir sızı gibiydin, hep varmış da arada bir unutuluyormuş gibi, sessiz ve derinden, hatırlatıp duruyordun olur olmaz zamanlarda kendini...Sonra hiç gelmemiş gibi yavaş yavaş kayboluyordun tekrar bir sokağın sonunda. Yokluğunu da çekip alıyordun gözlerimden. Koca bir gün gidiyordu bu şehirden ansızın. Sen benden gidiyordun. Aşk peşinden...

Öyle çok gidip gidip geri geldim ki geçmişten, gözlerim zaman yorgunu bugünlerde, yüreğim sessiz, içimde koca bir şehrin yıkıntıları. Koyu, ağır bir gecenin gölgesinde, en çok varlığında mıydı gözlerim yoksa yokluğunda mı kaldı diye düşünüyorum şimdi, kendi penceremden seyrederken senden arta kalan zamanları...


Görsel: http://aldhabi.deviantart.com/

3.03.2009

GÜN/BİR

An geliyor, şöyle bir dönüp de baktığında kendi içine, hiçbir şey olmadığını farkediyorsun, koca ağır bir boşlukta buluyorsun aklını, yüreğini, ne var ne yoksa herşeyini. Sonra o boşluk içinden çıkıp bütün etrafını sarıyor ve hep varmışcasına orada öylece asılı kalıyor. An geliyor sen çoğu zaman kıyılarında dolaştığın hayata tamemen sırtını dönerek belki de, bırakarak kendini o boşluğun en dibine, kendi kendine bir hiç olup çıkıyorsun.

Derken telefonun ucundaki bir ses “kardelen” diyor odanın adı, ve “bunu sadece sen anlarsın” diye ekliyor sonuna. Bir başkası şehrini paylaşmayı teklif ediyor, sen kendi şehrinden daha hiç bahsetmemişken. Bir mektubun satır aralarında buluyorsun kendini, bir konuşmanın öznesi olduğunu farkediyorsun birden bire, yanından geçip giden bir dedenin gözlerindeki tebessüm, küçük sevimli bir kız çocuğunun yarım yamalak konuşması, genç ve bir o kadar acemi bir çiftin aşk telaşı oluyorsun bir anda...Sen ne kadar yumsan da gözlerini, hayat elini kolunu sallaya sallaya dolaşıyor işte etrafında, ince ince değdiriyor sana her biri tanıdık bir o kadar senden olan öykülerini, hissediyorsun.

An geliyor, kendi kendine ihanet etmişcesine pişman ediyor zaman seni, silkeliyor sıkı sıkı, kırıyor, döküyor, vuruyor ama öldürmüyor. Sonra o pişmanlık içersinde yeniden bakışlarını kendi içine döndürüp te alıyorsun aklını, yüreğini ne var ne yoksa herşeyini bıraktığın yerden, sımsıkı sarılıyorsun. An geliyor, görünmez bir bağla bağlanıveriyorsun tekrar hayata tam da sırtını döndüğün yerden...


Görsel: http://isilmetriel.deviantart.com/

2.03.2009

SADECE BİRKAÇ DAKİKA...


Konuyla ilgili “haberdar etmek” dışında birşeyler yazmak istemiyorum. Çünkü “yaşayan bilir” anlamında ne söylersem havada kalacağını, tam olarak düşüncelerimi yansıtmayacağını hissediyorum. O nedenle de sizleri bu sayfada sözlerimle daha fazla oyalamadan bu linke yönlendirmek istiyorum.

Sadece birkaç dakikanızı ayırıp bu linke bakmanız, burada “görerek duyabilenlere” dair yapılan bir çalışmayı en azından çevrenizle paylaşarak katkıda bulunmanız bile yeter...Dedim ya sadece birkaç dakika hepsi bu...