11.03.2009

MUTLULUK=6TL

Akşam evde yarı şaka yarı ciddi bir koşuşturma. Erkek kardeşim “meditasyon yapsaydım keşke” diyerek dolaşıyor ortalıkta. Bugün İzmir yolcusu olan annem 2 gün önceden hazır etmiş zaten herşeyi, hevesle “haber verin mutlaka bana, duruma göre geri dönmem” diyor. Dönersen de bizi burada bulamazsın, diyerek gülmeye başlıyoruz. Kızkardeşimse aklıma hiçbir şey gelmiyor şeklinde yan çizse de gözlerinde bir “acaba” bakışı, konuşmaya dahil oluyor ister istemez. Bir hayalden diğerine atlıyoruz bıkmadan usanmadan, dur durak bilmeden anlattıkça anlatıyoruz birbirimize. Şehirler, ülkeler dolaşıyoruz hiç yorulmadan, yaptıklarımızın, aldıklarımızın, verdiklerimizin haddi hesabı yok, yeni, yepyeni hayatlar kuruyoruz kendimize...

Sabah işyerinde yine aynı koşuşturma. Biri “ben bir jip, bir de fotoğraf makinası alırım ve sonra eşimle beraber dönüş tarihi belirsiz bir yolculuğa çıkarım” diyor. Bir diğeri şehir değiştirmekten bahsediyor, “hatta belki de başka bir ülkeye giderim” diye ekliyor sonuna. Bir başkası ise hala hesap kitap peşinde; 4’e bölündüğünde kendisine ne kadar düşeceğini anlamaya çalışıyor. Bir an durup da bakıyorum halimize; her birimiz elimizde birer süper loto kuponu, bir süreliğine uzaklaşıp da hayatın onca ağırlığından, stresinden 6TL ye aldığımız, alacağımız ve büyük ihtimalle yarın akşam sona erecek hayallerimizin peşine takılmış mutlulukla gülümsüyoruz, konuşuyoruz anlatıyoruz birbirimize...

Sonra aklıma sevgili Evren'in bana pasladığı “mutluluk” la ilgili mim geliyor. Bakıp da etrafıma mutluluk diyorum kimi zaman olmayacağını bilsen bile bir hayalin peşine takılıp gitmek belki de...Mutluluk öyle basit, öyle küçük, öyle içimizdeki çoğu zaman es geçip, göremiyoruz, anlamıyoruz, fark etmiyoruz bile...Mutluluk böyle bir şey işte...

Peki ya sizce sevgili Nostatic, perikizi, ve Ateş Böceği "mutluluk" nedir, anlatmak ister misiniz?


Görsel: http://wint3r88.deviantart.com

10.03.2009

129K, YAŞAR BEY VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ...

129K’nın hayatıma girmesi bundan 7 ay öncesine dayanmakta. Gerçi varlığından haberdardım zaten, ama kendisiyle haftanın 6 günü, özellikle sabah saatlerine yönelik yolcu-otobüs ilişkimiz tam olarak eylül ayında, benim Avrupa Yakası’ndan Anadolu Yakası’na taşınmamla başladı. Peki bu 129K, tam olarak kimdir, nedir derseniz eğer, İstanbul’da yaşayan hemen herkesin bildiğine eminim, ama İstanbul dışındaki arkadaşlara yönelik şöyle bir açıklama yapabiliriz; 129K, Kozyatağı-Mecidiyeköy arasındaki İETT hattına ait belediye otobüslerinin adı ya da numarası diyebiliriz, artık ne deniyorsa tam olarak bunlara...

Evet, 129K ile bir geçmişimiz var ama Yaşar Bey’le tanışma şerefine yazık ki yeni eriştim. Geçen gün iş çıkışı, eve dönüşüme yönelik her zamanki güzergahımın dışına çıkıp Mecidiyeköy’den 129K’ya binmeye niyetlendim. Otobüse adımımı atmamla birlikte şoför mahallinde elleri önünde ayakta bekleyen, bir çift gülen gözle karşılaştım. Bu bir çift gülen göz önce sevimli, babacan bir yüze sonra da gayet içten ve samimi bir tavırla “iyi akşamlar buyrun” şeklinde bir karşılamaya dönüştü. Yaşadığım şaşkınlıkla kendime yer aranırken, adının sonradan Yaşar Bey olduğunu öğreneceğim çok sevgili şoförümüz, diğer yolcuları da aynı içtenlikle kapıda ve ayakta karşılamaya devam ediyordu. Hatta otobüse binen yolculardan bazıları “Yaşar Bey, nasılsınız?” “Gözükmüyordunuz ne zamandır, tatilde miydiniz yoksa?” “Torun nasıl Yaşar Bey, büyüdü mü?” şeklinde bu selamlamaya karşılık verip sevgili şoförümüzle ayaküstü hal hatır diyaloglarına giriyorlardı. Ve nihayet kalkış saati geldiğinde, adının artık Yaşar Bey olduğuna emin olduğum sevgili şoförümüz herkese iyi yolculuklar, sevgi ve saygılar dileyerek seromoniye son noktayı koydu ve yolculuk başladı.

Korkunç bir trafik yüzünden şehirlerarası otobüs seyahatine dönüşen yolculuğumuz boyunca, bu durumun beni baştan oldukça şaşırttığını ve hatta biraz da komik geldiğini söylemem gerek, yalan yok. Ama sonrasında Yaşar Bey’in gösterdiği bu ilgi ve alaka, saygı ve iyiniyet beni gerçekten keyiflendirdi. Çok değil, kısa bir süre önce yaşadığım bir olay geldi aklıma.İş yerinden biriyle karşılaşmıştık durakta. Adını bilmiyordum, sanırım o da benimkini. Farklı departmanlardaydık çünkü, ve şu ana kadar tek kelimelik bir diyaloğumuz dahi olmamıştı. Ama biliyorduk işte birbirimizi, aynı çatı altında çalışıyorduk sonuçta, ve eminimki birbirimizi görmek istediğimiz pek çok insandan daha sık görüyorduk zorunluluktan.Durakta aramızdaki birkaç metrelik uzaklıkta süren sessiz bekleyişimiz aynı otobüse binerek sona erdi bir süre sonra. Ve ne tesadüf ki aynı durakta indik, birbirimizin yanından kaçamak bakışlarla ters yönlere doğru geçip gittik. Birkaç adım attıktan sonra yolun ortasında durduğumu hatırlıyorum. Neydi ki bu şimdi böyle, tamam sarılıp öpüşecek değildik elbet, ama bir tebessüm, bir Allah’ın selamı bile çok muydu yani birbirimize. Kızgınlığım sadece ona değildi yanlış anlaşılmasın. Hatta bu sessizliğin, bu selamsız sabahsızlığın bir parçası olduğum, ve değiştirmek adına çaba göstermediğim için kendime daha çok kızmıştım. İşte bunu düşününce Yaşar Bey’in bu yaklaşımını gerçekten bana çok hoş, çok yakın geldi.

Yaşadığımız bu koşturmaca içersinde o kadar çok anlık tanışıklıklar, paylaşımlar yaşıyoruz ki. Otobüs kuyruğunda,banka veznesinde, sinema salonunda yan koltuğumuzda, ilk ve belki de son defa gideceğimiz bir cafenin garsonuyla, kısa süreli, standart diyaloglardan kurulu ve hatta çoğu kez sessiz bir sürü an ve günün karmaşası sona erdiğinde, paylaşılan anların kısalığından ve tekdüzeliğinden bir daha hatırlanmayacak bir sürü yüz var belleğimizde...Bir tebessüm sadece bir arkadaşa mı edilir, bir selam sadece tanıdık bir yüze, sıcak bir bakış sadece sevgiliye mi verilir? Adını bilmediğin, tek bir söz etmediğin, tanımadığın bir yüze tebessüm etmek, bir günaydın veya iyi akşamlar dileği hatta sadece sıcak bir bakış bile kısa bir anlığına da olsa keyif vermek, insan olmanın güzelliğini ve sıcaklığını hissetmek ve hissettirmekten başka ne kaybettirir ki bize? İşte tüm bu düşünceler içerisinde otobüsten inerken, beni görmediğinden ve duymadığından emin olduğum halde, “iyi akşamlar Yaşar bey, ve teşekkürler” diye seslendim çok sevgili otobüs şoförüme.

Gerçekten teşekkürler Yaşar Bey, İstanbul trafiği düşünüldüğünde, böylesine stresli ve sıkıntılı bir işte çalıştığınız halde, bizlere bu olumsuzluklar yerine insanlığınızı, iyiniyetinizi, sıcaklığınızı ve saygınızı yansıttığınız için teşekkürler. Sizi tanıdığıma gerçekten çok memnun oldum. İyi ki varsınız.

*Bu yazı tarih olarak çok eski ama Yaşar Bey ve bana düşündürdükleri hala bugünmüş gibi aklımda. Şu anda evimle birlikte işyerimde Anadolu Yakası’nda olduğundan eskisi gibi 129K hattını kullanmıyorum ve Yaşar Bey hala bu hatta mı, hala çalışıyor mu bunu da bilmiyorum ama yine de ona sevgilerimi ve selamlarımı yolluyorum.


Görsel: http://pagehall.deviantart.com/

9.03.2009

MİMDİR MİM...

Sevgili LiberterKedi’nin yollamış olduğu ve benim her zamanki gibi geç cevaplayabildiğim mim;

*Sizi en çok üzecek olay?
Sevdiğim insanların herhangi bir şekilde özellikle de benim bir hatam nedeniyle zarar görmesi...

*Nerede yaşamak isterdiniz?
Önü deniz, arkası ormandan oluşan bir sahil kasabası olsun da yeri ve adı çok önemli değil...

*Yaşayabileceğiniz en mutlu an?
Sevdiğim birinin hayallerine ulaşmasına şahit olmak...

*Hangi hataları hoşgörüyle karşılayabilirsiniz?
Sahiplenilen, ders alınan ve tekrar edilmemesi anlamında çaba gösterildiğine şahit olduğum hatalar...

*En sevdiğiniz erkek karakter?
Gregory House

*En sevdiğiniz kadın karakter?
Sanırım yok...

*Tarihteki favori kahramanlarınız?
Atatürk ve iz bıraktığı halde isimleri geçmeyen bütün diğer kahramanlar...

*Gerçek hayattaki favori kahramanlarınız?
Annem ve sahip olduğum birkaç dostum...

*En sevdiğiniz ressam?
Salvador Dali

*Bir erkekte en çok beğendiğiniz özellik?
Dürüstlük...

*Bir kadında en çok beğendiğiniz özellik?
Dürüstlük

*En sevdiğiniz erdem?
İyisiyle kötüsüyle yaptığının arkasında durmak...

*Yapmaktan en mutlu olduğunuz iş?
Okumak...

*Kimin yerinde olmak isterdiniz?
Gerçekten kendinin ve içindeki hayatın farkında olan kendimin...

*Arkadaşlarınızda hangi özelliklerin olmasını istersiniz?
Dürüstlük, içtenlik, doğallık, samimiyet...

*Kendinizde gördüğünüz en temel eksiklik?
Kararsızlığım...

*Hayatınızın en büyük şanssızlığı?
Kardeşim, babam, dedem gibi ailemde yer alan erkekleri tanıyamamış olmak...

*En sevdiğiniz renk?
Siyah-kırmızı-mavi...

*En sevdiğiniz çiçek?
Papatya...

*En sevdiğiniz kuş?
Martı

*En sevdiğiniz yazar?
En sevdiğim yok ki sevdiklerim var...

*En sevdiğiniz şair?
En sevdiğim yok ki sevdiklerim var...

*Tarihte en sevmediğiniz karakter?
İnsani değerleri hiçe sayarak kahraman olmaya çalışan herkes...

*En çok isteyeceğiniz özellik?
Şifa veya umut dağıtıyor olabilmek...

*Nasıl ölmek isterdiniz?
Uyurken...

*Hayattaki sloganınız?
Hep denedin hep yenildin. Olsun. Gene dene. Gene yenil. Daha iyi yenil...

*Şu anki ruh haliniz?
Testten sonrasından bahsediyorsak yorgun...

Eğer çok daha önce bu mim onlara uğramadıysa sevgili pRfcfRn,Guguk Kuşu ve feanor’dan cevaplarını bekliyorum...


Görsel: http://arhcamtilnaad.deviantart.com