10.05.2011

ÖDÜL VE MİM


Sevgili AyŞeGüL vakti zamanında göndermişti bu ödülü bana. Benim ödül ve mimler konusundaki zaman kavramıma bir de blogların kapanması eklenince teşekkürüm ancak bugüne denk geldi. Sevgili AyŞeGüL bir hayli geç kalmış olsam da kocaman bir teşekkür borçluyum sana. Uzun zamandır sesin soluğun çıkmıyor ama iyi olmanı diliyor ve kocaman sarılıyorum.


Sevgili kamikaze’de beni şubat ayında “Okuması En Keyifli Blog Ödülü”ne layık görmüştü. Geç kalmış ve mahçup bir teşekkür de kamikaze’ye borçluyum. Ama o, güzel yüreğiyle beni affedecektir biliyorum.


Ve son olarak gelelim sevgili siyah karabatak’dan gelen mime. Bu gecikme için ondan da özür dileyerek hemen cevaplamaya başlıyorum.

*Gün içersinde eğer gerçekleşirse şok geçireceğin şey?
Bu soru öyle beklentisiz ve sakin bir halime denk geldi ki, bana bugün hiçbir şey şok geçirtemez gibi geliyor.

*Gördüğün zaman eğer almazsan uyuyamam dediğin şey?
Bu iyi bir şey mi kötü bir şey mi bilemedim ama yok öyle bir şey...

*Uğruna diyetini bir kalemde bozduğun şey?
Annemin yaptığı her şey için bozabilirim.

*Uğurun var mı?
Hayır bu da yok.

*Kendine en yakıştırdığın renk?
Siyah, mavi ve gri...

*En sevdiğin takın?
Sağ baş parmağıma taktığım kalın, gümüş yüzüğüm.

*Takıntın?
Tek rakamları sevmeyip mümkün mertebe kullanmamaya çalışmam olabilir mesela.

*Ben bu şarkıyı duyunca şakırım.
Ben duyduğum her şarkıda bir şekilde şakırım zaten o yüzden panik yok.

*Solunda ne var?
Şu aralar iki arada bir derede takılıp duran bir yürek...

Ve bu mim de eğer cevaplamak isterlerse benden sevgili Selin, A-H ve kırmızı'ya gitsin.

5.05.2011

SENİN DAĞINIKLIĞINI SEVMEK

Bugünlerde çok yoğun çalıştığından bahsediyorsun, sen konuşurken ellerin bir yandan ortalığı düzeltmeye çalışıyor alelacele. Bırak kalsın diyorum sana, içimden aslında evinin bu dağınık halini sevdiğimi geçiriyorum; kitaplığından taşıp duvar diplerinde kendine yer bulmuş olan kim bilir senin tarafından kaç kez okunmuş, satırları çizilmiş, belleğinde ya hepsi ya da sadece tek bir kelimesi yer etmiş kitaplarına, sağa sola bıraktığın üzerine belli belirsiz kokunun sindiği kıyafetlerine, dinlerken sadece kendinin duyabileceği bir sesle eşlik ettiğin cd’lerine, benim gözümün görebildiği, senin ellerinin değdiği her yere bakarken...Senin bu dağınıklığını seviyorum ben aslında, diye düşünüyorum. Senden bir parça, sana dair her parça sağa sola, her yere dağılmışken, her yerde gözlerimin sana çarpmasını, seni bulmasını seviyorum.

Aklının dağınıklığını seviyorum mesela. O tatlı unutkanlıklarını, yanlış zamanlamalarını, kimi zaman bana, kimi zaman kendine geç kalmalarını. Ellerinin dağınıklığını seviyorum; nereye koyacağını bilemediğin ellerinin, o çocuk telaşında sağa sola değip, her dokunduğu yerde senden bir iz bırakmasını. Gözlerinin dağınıklığı seviyorum sonra. Geçmişten bir parça hüzün, şimdiden belirsizlik ve geleceğe dair umut taşıyan gözlerinin bazen bana yakın, bazen çok uzaklarda olmasını. Yüreğinin dağınıklığını seviyorum, yaşadığın o umarsızlığı, o kırılganlığını, sonra tek bir sözle, tek bir sözde yeniden başlamalarını. Saçlarının dağınıklığını seviyorum, o küçücük yüzünün her yanına bulaşmış ışık parçaları gibi gözlerimi kamaştırmasını ve parmaklarımın arasında kaybolmalarını...

Senin bu dağınık hallerini seviyorum ben aslında biliyor musun? Evinin dağınıklığını, aklının dağınıklığını, saçlarının dağınıklığını, ellerinin, gözlerinin, yüreğinin sonra...Senin bu dağınıklığını seviyorum en çok. Sonra o en masum, en utangaç hallerinle bana, sadece bana olan toplanmalarını...



*İlk yayın tarihleri: 11/08/08’ ve 31/08/09’
**Görsel:
Deviantart

3.05.2011

ESKİ VE ŞİİRLİ



Ben ona aşıktım. O ise bir başkasına....

SANA

Küçük çocuklar yapıp geceleri kendimden
Seni öpsünler diye gönderiyorum sana
Bana, kucaklarında seni getiriyorlar
Ben de sonra o seni getiriyorum.


Ben ona dair düşlerdeydim. O, bir başkasının peşinde...

AKIL GÖZÜ

Seni bulmaktan önce aramak isterim
Seni sevmekten önce anlamak isterim
Seni bir yaşam boyu bitirmek değil de
Sane hep yeniden başlamak isterim.


Ben ona aşk dolu bakarken o benim dostluğumda, karşılıksız aşkına teselli arıyordu.

AŞK

Sen kocaman çöllerde bir kalabalık gibisin
Kocaman denizlerde ender bir balık gibisin
Bir ısıtır, bir üşütür, bir ağlatır, bir güldürür
Sen hem bir hastalık hem de sağlık gibisin.


Lise sıralarına sığmaya çalışan koca bedenlerimize rağmen küçüktük o zamanlar. Ama benim O’na, O’nun bir başkasına olan aşkı, hepimizden, her şeyden büyüktü.

BİRİ

Ona seni anlattı, sana onu anlattı...
Başı ona anlattı, sana sonu anlattı...
Yarım yarım yaşayan darmadağın evlere
Birin ne kadar bütün olduğunu anlattı.


Sonra birgün o hayatından vazgeçmeye niyetlendi karşılıksız aşkı yüzünden...

HOŞÇAKAL

Siyah beyaz tuşlarında piyanomun
Seni çalıyorum şimdi
Çaldıkca çoğalıyorsun
Sen arttıkça ben kayboluyorum

Seni doğuruyorum geceye
Adını koyuyorum aya bakarak
Her şey sen oluyor her yer sen
Ben ölüyorum

Sesini duyuyorum rüyalarımda
Gözlerimi kamaştırıyor ışığın
Rüzgar sen gibi dokunuyor bana
Ben doğuyorum

Duymak istediklerimi söylemiyorsun hiç
Dokunmuyorsun bana
Sen gibi bir şimşek çakıyor
Tam kalbime düşüyor yıldırımı
Ben gidiyorum


Bense bu yaşattığı acı nedeniyle O’ndan...

ONARMAK ZORDUR

Şarkılar değil de
Hep kulaklar bitiyor,
Onarmak zordur.

Bir yürek üşümüş
Kapamış kapılarını
Onarmak zordur.

Bir şey yitirilmiş
Hiç eskimeyecektir
Onarmak zordur

İnsanın içine düşen korku
Özgürlüğünden olmuştur
Onarmak zordur

Ölümü düşünmek yenilmektir
Sevmek ölümü yenmektir
Onarmak zordur.


Şimdi bu anının kahramanları nerede bilmiyorum. Tek bildiğim O’ndan bana kalan; sayesinde tanıdığım bir sürü şair, şiir ve içime işleyen dizeler oldu. En çok da Özdemir Asaf...

MUHASEBE

Kazandıklarım bitti, yitirdiklerim kaldı
Söylediklerim gitti, dinlediklerim kaldı
Bir bilmek ülkesinin, düşün iline vardım
Öğrettiklerim gitti, öğrendiklerim kaldı...



*Şiirler: ÖZDEMİR ASAF
**İlk yayın tarihi: 23/03/09’
***Görsel:
Deviantart