30.01.2009

İYİ DİLEKLERİM

Sabahları uykuyla uyanıklık arasında geçirdiğin, o “5 dakika daha” diyerek yaşadığın en tatlı düşlerinin içinde gelsin. Zorla kalktığın her günün başlangıcındaki o keyifsiz, asık suratlı, nemrut yüzünün tam ortasına sıcacık bir tebessüm olarak yerleşiversin. Tıklım tıklım dolu bir otobüste sinirle söylediğin “arkaya doğru ilerler misiniz arkadaşlar” cümlesinin arkasına ekleniversin sakince. Bugün biter mi diye başlayıp, ah bir haftasonu gelse diye devam eden düşüncelerinin arasına çaktırmadan giriversin.

Sen yoğun geçen bir iş gününün tam ortasındayken mesela, iyice sıkılıp daraldığın, zorlandığın bir zamanda rahatlatıversin seni. Hiç ummadığın bir anda gelen hoş bir haberle aydınlanan yüzündeki ışığa ekleniversin. İş arkadaşlarınla şakalaşmalarının neşesine, yediğiniz yemeğin o çok sevdiğin tadına karışıversin farkettirmeden. Günün bitimine yakın yaşanan toparlanma telaşına, dostlarla buluşacak olma heyecanına eşlik etsin.

Bir dost buluşmasında, uzun zamandır dile gelmemiş bir sohbetin kelime kelime güzelliğine yansısın. Yad edilen zamanların hüzünlü iç çekişlerini hatırlatsın sana ama çok değil, hemen o hüznü alıp şimdinin değerine, geleceğin iyi niyetlerine dönüştürüversin. En kısa sürede yapılacak bir sonraki buluşmanın sözü olsun aranızda, güzel bir akşamın bitişine son noktayı ekleyiversin.

Akşam eve gittiğinde ailenle yaptığın gün sonu değerlendirmelerini iyi-kötü tamamlasın. Haberleri seyrederken, neden uzun zamandır iyi birşeyler görüp, duymadığını düşündüğün o sıkıntılı hallerini geçirip, iyi şeyler olacağına dair umut versin her daim. Okuduğun kitabın 105. sayfasından 106. sayfasına geçerken mesela, bir an durup da, aldığın keyfi sindirdiğin o kısacık zaman dilimine denk gelsin. Uykuya yenik düşmeden önce düşündüğün, içinden geçirdiğin en son şey olsun ki, yansısın düşlerine...

Zaman zaman sanki sen burada değilmiş, hatta hiç olmamışsın gibi, gözlerinin ve yüreğinin boşluğa baktığı, o hiçbir şey düşünmediğin, hissetmediğin anlarda ilişiversin hemen yanına ve seni tekrar yaşadığın ana döndüren hayatla arandaki o kopmaz bağ olsun her zaman.

Sesi, şamatayı, sevincin heyecanın coşkuyla karışık taşkınlığa dönüştüğü halleri sevmezsin pek, bilirim. Hem ne gerek var ki. Kimseye farkettirmeden, hatta sana bile, parmak uçlarına basarak gelsin yeter. Aralık kalmış bir pencereden yavaşça süzülerek girsin içeri. Sessiz sedasız gelip de oturuversin yanına. Rüzgarın esintisiyle, bahar güneşinin aydınlığını fısıldasın kulağına. Hiç bitmesin dediğin anlarda, hep seninle, hep yanıbaşında olsun. Ve bir daha hiç gitmesin...


Görsel: Salvador Dali

27.01.2009

BİR YOL HİKAYESİ

Bitsin dedi. Bitti. Nedenini sormadım. O da bilmiyordu zaten. Ağzından öylece çıkıvermişti işte. Ben de kabul etmiştim. Bitsin dedi. Bitti. Altında ne vardı bilmiyorum. Ama üstü bana kaldı.

Geriye dönüp son bir kez daha baktım günlerimi geçirdiğim bu şirin eve. Dinlemekten bir türlü bıkmadığım Cem Karaca cd’lerine, aramızda paylaşamadığımız ufak koltuğa, bir zamanlar çift kişilik sevgimizi sığdırdığımız tek kişilik yatağa, yerdeki halıya, dolaba, duvarlara, görüş alanım içersindeki her bir nesneye, ve tüm bu nesnelere yüklediğim anlamlara...

Birazdan bu odadan çıkacaktım sanki hiç girmemiş gibi. Geride benden bir sürü yaşanmışlık bırakacak ve bir o kadarını da yanıma alacaktım. Ağırlık yapacağını, beynimi ama hepsinden önemlisi yüreğimi çok ama çok yoracağını bildiğim halde. Bu ilk değildi. Son da olmayacaktı. Bunun ayrımındaydım. Ama kendimi de en iyi ben biliyordum.

Bu bir yol ayrımıydı. Ben en uzununu seçip ağır ağır ilerleyecektim, o koşar adım giderken. Ben hala onunla uyanıp onunla sevişecektim, o uykularının en keyifli, sevişmelerinin en güzel yerlerinde bana uzakken. Sonra bazı günler aynı yollar üzerinde, aynı zamanlarda karşılaşacaktık. Ayrı insanlar olarak. Kimi zaman görmezden gelecektik birbirimizi. Kimi zamansa artık bize ait olmayan ama ikimize de aslında yabancı gelmeyen bir gülümseme yerleştirecektik yüzümüze. Eskilerden bir yerden kalma...

Orada daha fazla durmanın bir anlamı yoktu artık. Üstelik geleceğe dair yaptığım kurgulama daha şimdiden uygulamaya geçmişti bile. Alacaklarımı aldım. Kalanları geride bıraktım. Odanın, evin, sokağın, hayatın üzerine kapıyı kapattım. Artık bir bölüğünü bile paylaşamayacağım o odadan, o evden, o sokaktan, o hayattan çıktım. Ve gittim.

Ondan sonrasına dair yaptığım kurgulamada, kurallara harfiyen uyarak rolümün hakkını verdiğimi düşünüyorum şimdi. Yıllar sonra o güne dair yarım kalmış bir yazıyı tamamlamaya çalışırken. Her bir ayrıntıyı dün gibi hatırladığım halde tüm bu yaşananların bana şimdi, tozlu raflardan alınıp seneler sonra gün ışığına çıkarılmış bir kitap gibi geldiğini farkediyorum garip bir şekilde. Unutulmaya yüz tutan ama unutulmaması gereken değerli bir kitap...

Sonra yaşamın bizlere yüklediği ve her ayrılık sonrası yaşanması gereken hüznü, acıyı, öfkenin ve sevginin içiçe geçip karmakarışık olduğu ve bir türlü net bir anlam bulamadığı her bir duyguyu fazlasıyla yaşadığımı. O yol üzerinde ağır ağır ilerlerken aniden önüme çıkan dönemeçlere sapıp, bir süre oyalanarak ve karşımdakileri de oyalayarak aynı acılarla yine en başa varışlarımı. Benim yaşama olan isyanlarımı. Yaşamın bana olan tavrını. Tükendiğimi düşündüğüm anlarda ışığıyla aydınlandığım ve bana inat tükenmeyen mavi mumlarımı. Ve ennihayet hiç bitmeyecekmiş gibi gelirken, birdenbire nasıl ve ne zaman olduğunu anlamadan kendimi bu yolun sonunda buluşumu. Bu yolun sonunda ve yeni yolların başlangıcında. Yürünmesi gereken bir yoldu. Yüründü. Ve bitti.

Şu anda saat sabahın altısı. Dışarıda bitenlerden daha yeni birgün yeni odaların, evlerin, sokakların, hayatların varlığına dikkat çekercesine ışıldarken ben içeride eskilerden kalma bir yazıyı tamamlamaya çalışıyorum telaş içinde. Bir an önce bitirip son noktayı koymalıyım diye düşünüyorum. Son noktayı koyup, bu eski ve değerli kitabı tozu alınmış bir şekilde bir sonraki temizlik günü gelene kadar raftaki yerine yerleştiriyorum. Sonra gözüm en alt raftaki henüz okunmamış yığınla kitaba takılıyor. Yeni odalar canlanıyor gözümde, evler, sokaklar, yepyeni hayatlar...Gözümü kapatıyorum ve içlerinden birini çekiyorum. Adına bile bakmadan koltuğumun altına yerleştirip kendimi bir an önce sokağa atıyorum.

Gökyüzü hiç olmadığı kadar mavi ve dingin. Koltuğumun altındaki kitabım inanılmaz cazip. Ve ben bilmediğim bir yolun henüz başlangıcındayım. Adımlarım belki biraz ürkek ve tedirgin ama bir o kadar da telaşlı. Geç kalmamam gerek farkındayım. Daha okunacak o kadar çok kitap, yazılacak o kadar çok öykü, yürünecek o kadar çok yol var ki...


Görsel: loadtr.com

25.01.2009

BEN "İNSAN"IM...

Adım Özlem ve ben bir "insan"ım. Yaşımın, işimin, yaşadığım coğrafyanın, kimlik rengimin hiçbir önemi yok. Hatta adımın bile... Ben sadece bir "insan"ım. Aklımın alabildiği, beş duyu organımın hissedebildiği ve yüreğimin olabildiği kadar insan...

Kem gözlerin ve sözlerin hüküm sürdüğü bu akıl almaz zamanda, söz söyleme cesaretini gösterip, söyleyebilecek söz bulamayan veya sözü olamayanların çirkince susturduğu nice sayısız isimden biriyim bende... Hem Hırant Dink'im hem de bir o kadar Uğur Mumcu...

Hem sokaktaki yaşam savaşında kem gözlere ve kem sözlere inat, kendince tutunmaya çalışan tinerci çocuğum ben, hem de dünyanın herhangi bir yerinde açlık sınırına, sınırlar ötesi dayanma gücüyle karşı koymaya çalışan binlercesinden biri... Hem bir köşede, oyuncak diye eline tutuşturulan kurşunlarla akıllara zarar oyunların en ağırını ödemekteyim küçücük bedenimle, hem de başka bir toprak parçasının üzerinde annemin reva görüldüğü en ağır işkenceleri kaydetmekteyim güzel gözlerimle silinmemecesine belleğime...

Utanılacak hiçbir şey yapmadığı halde adı tam olarak yazılmayan F.T'yim ben, namus kisvesi altında töreye peşkeş çekilmiş, ve A.Ö'yüm; aynı zihniyetin insani tanımlaması olmayan davranışlarına maruz kalarak daha 16 yaşında anne belletilmiş...

Herkesim ben; kadın, erkek, çocuk, siyah, beyaz, ermeni, türk, yahudi, müslüman farketmez. Herkesi ve herşeyi görebildiğim, duyabildiğim, hissedebildiğim kadar herkes... Her türlü insanlık dışı söze, davranışa, harekete şiddetle karşı çıkabildiğim, tepki verebildiğim avazım çıktığı kadar karşı koyabildiğim kadar insan...

Adım Özlem ve öncelikle "insan"ım ben. Cinsiyetim, yaşım, rengim, dilim, ırkım hepsi sonra gelir...İnsanca olan, insana yakışan her sözü, davranışı, hareketi başımın üzerinde taşır, iyi ve güzel bellerim. Önünde saygıyla eğilirim...Beni böyle kabul eden, duyan, gören, dinleyen, hisseden beri gelsin...

Görsel: loadtr.com