Pages

KİM/LİK

20 03 2012












kimsin sen?
hangi addan çağırmalı seni?
aynalardan hangi yüzünü toplamalı?
gidip de geldiğin yerlerden
hiç yer edin/e/mediğin yüreklerden
terk ettiğin ve edildiğin tüm iyi niyetlerden
hangisini sadece sana yormalı?

ne hayalin var?
kaçına sahipsin, kaçında mağlup?
zamanın neresinde takılı aklın?
kaç tekbaşınalığın çoğaltırken seni uçsuz bucaksız,
hangi kalabalıklarda azalıp kaldın?
sahi kimsin sen?
ne kadar kendinsin
ne kadarına bir yabancı?
avuçlarında hangi yaşamların gizleri saklı?

Gittiğim ve geldiğim yerlerden, zamanlardan bir türlü yetinemediğim, sığınıp da kendi içime kendime yetmelerimden, yaşayıp yaşayıp ölmelerimden ve her seferinde yinelemelerimden, hayatın tam da bitti dediğim yerinden kendimi yeniden bulup çıkarmalı. Ay bir sis bulutunun ardında şimdi. Güneşten çok uzak. Güneş belki de bir tuzak. Bil/e/mediğim...

sahi kimsin sen?
ne hayalin var?
hangisi gerçeğin?




*İlk yayın tarihleri: 02/07/09’ ve 25/08/10’
**Görsel:
Deviantart

BİR KUŞ DA BİZ UÇURALIM!

08 03 2012














Bir kuştu,
Allı allı bir kuş.
Her tüyüne bir çiçek bağladılar
Uçmadı o.

Bir kuştu,
Mavili mavili bir kuş.
Her tüyüne bir boncuk bağladılar
Uçmadı o.

Bir kuştu,
Yeşilli yeşilli bir kuş.
Her tüyüne bir çocuk kordelası bağladılar
Uçtu o.



ÇOCUK KUŞ
FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA




Elvan arkadaşımız bir öğretmen. Diyarbakır’da Gözalan İlköğretim Okulu’nda...Elvan öğretmenimizin 15 kişilik anasınıfını dolduran pırıl pırıl çocukları var; her biri birbirinden güzel, birbirinden çocuk, birbirinden akıllı...Ve her birinin yüzünde, yüreğinde yarım kalmış bir gülücük saklı...Çünkü bu çocuklarımızın kırtasiye malzemelerinden giyeceğe, kitaptan temizlik malzemesine kadar pek çok şeye ihtiyaçları var.

Bir kalem, bir kitap, ayakkabı, oyun hamuru, oyuncak, gönlümüzden ne koparsa...Hadi bir kuş da biz uçuralım gökyüzüne, bir gülüş de biz olalım yüzlerinde, yüreklerinde... Umutlarına ortak, düşlerine yol, geleceklerine destek olalım.




*Ayrıntılı bilgi için lütfen bu sayfayı ziyaret ediniz.


**Gönderileriniz için adres;
Gözalan İlköğretim Okulu
Öğretmen Elvan Dinler
Kayapınar/Diyarbakır

BİL/MEK

28 02 2012
Adını biliyorsun. Dudağımın ucunda takılı, düştü düşecek avuçlarına. Ama sen söylenmesine ramak kalmış o iki heceye bakma ve kelimelerin sıradanlığına, hali hazırdalığına kanma sakın. Senin asıl adın henüz yaratılmamış bir dilin ağırlığında. Olmakla olmamak arasında, gelmekle gitmek, söylemekle susmak sırasında. Geceyle gündüz gibi, bir üşütüp bir ısıtır gibi, her yarala/n/dığında sil baştan onarır gibi. Senin asıl adın dudağımın değil, yüreğimin iki ucunda. Hayattaki cehennem, ölümdeki cennet gibi. Şimdi sorsan tekrar bana, kaybetmişken bende kendini. Açıp da göstersem sana bir bir yüreğimdekileri, dile döküp de tekrar söylememe gerek var mı?

İçini biliyorsun. Denizin dalgalı bugünlerde, soğuk, maviden ırak. Bir ıslık gibi çalıyor kulaklarında geçmişin. Yüreğin yorgun, yüreğin belki de en çok kendine t/uzak. Başının üzerinde dönüp duran kuşlar fırtına habercisi. Her şeye rağmen gözümü karartıp da salsam kayığımı enginlerine. Bulaşmış olsam bir kenarından, kaybolup gitsem o ucu bucağı gözükmeyen sessizliğinde. Karanlığında eğilmesem, korkmasam, yenilmesem. Bekleyip de zamanını denk gelsem durgun sularına. İlk defa ayak basılmış gibi darmadağın topraklarına, kıyılarına çıkıversem. Destursuz dalıp da içeriye, yüreğine girmeme izin var mı?

Hayatı biliyorsun. Kimilerine göre bir oyun; rolleri, kuralları, özneleri, cümleleri değişen. Kimilerine göreyse gerçeğin en düşsüz hali. Bir gün var bir gün yok, bazen simsiyah, bazen renkli. Hep bir saklama, saklanma şekli. Ama ben olduğum gibi gelsem, geçiversem karşına. Ne oyun, ne gerçek, ne masal, ne düş vadetmesem. Sadece ben olsam, sadece seni istesem. En azından bu sefer denemeni beklesem. Bırak aşk boyunu aşsın desem uzatıp da elimi. Aynı denizde benimle birlikte yüzmeye cesaretin var mı?




*İlk yayın tarihi: 11/11/10’
**Görsel:
Flickr.com

İHTİMAL

21 02 2012
İhtimaller çok. Ve ne çok düşünür insanın beyni böyle zamanlarda. Aklın sınırlarını zorlayıp durur sürekli. Kimi düşe yakın, kimi gerçeğe, yeni yeni fikirler üretir. Birini alır ekler diğerinin üzerine, olmadık anlardan olmadık olasılıklar türetir. Olumsuzluklar da gelir elbette akla ama o taşlar, tuzaklar, yol üzerindeki duraklar, geri dönüşler hatta hiç gitmeyişler ne var ne yoksa o yolun üzerinde, hep geriye itelenir. Hep iyiye, güzele, istediğine çıksın ister yolun/un sonu. Duası, dileği, niyeti hep bu yöndedir.

Ama ben şimdi, şu anda hiçbir şey düşünmüyorum.

İhtimal belki de hiç yok. Ne çok kararır insanın yüreği böyle anlarda. Göz kör, dil lal, kulak sağır kalır. Canı acır, farkında bile olmadan can acıtır hatta. Asılı kalıverir tam da o sınırda. Gevşer hayatla olan tüm bağı; koptu kopacak sanır ip, taşıyamaz sanır artık bu ağırlığı. Kendi mi hayata, hayat mı ona küs anlayamaz. Anlamak da istemez ya zaten kendi sorularına kendince vardır bir cevabı. Dua, dilek, niyet biter. Yaşam kendi dışındaymışcasına, bir pencere kenarından akıp gider.

Ama ben şimdi, şu anda hiçbir şey hissetmiyorum.

Gerçek; şu an durduğum sınır. Çaldığım ve cevap beklediğim kapı önü. Açılır mı, açılmaz mı, yoksa aralık mı bırakılır bilmiyorum. Ben sadece ellerim ceplerimde, dudağımın ucuna takılı kalmış ince bir şarkı, bir çocuk heyecanı ve kendinden emin birinin kararlılığıyla tam şu anda, tam da senin kapının önünde, bekliyorum.

Ve biliyor musun içim çok rahat. Çünkü sen şu an olduğun halinle, şu an olduğun yerde bile benim için zaten bir artısın. Biliyorum.




*Görsel: Flickr.com