BİR

>> 08 02 2010


Tükürür gibi konuşuyor. Hastalıklı bir vücudun öksürmesi gibi saçılıyor ağzından tüm kelimeler. Ve beyaz bir mendile bulaşan kan lekeleri gibi kulaklarımda büyüdükçe büyüyor. Araya girip yatıştırmaya çalışmak niyetim ama o buna izin vermediği gibi kelimeleriyle can acıtmaya, yakmaya devam ediyor inatla. Öfkesi ucu çoktan bitmiş bir kalem gibi; boş bir sayfaya bastırıp duruyor sürekli. Yazmıyor ama izini bırakıyor batıra batıra. Derken kendi sesinden kendi yorulmuşcasına başladığı gibi aniden susup, ardına bile bakmadan, çekip gidiyor. Geride paramparça kelimeler kalıyor oraya buraya dağılmış. Canı acımış ve can acıtmış kelimeler. Sessizce eğilip, birer birer topluyorum hepsini ve zaman denilen kayığa koyup yolluyorum aklımın derinliklerine...


Görsel: Deviantart

Read more...

GİTME VAKTİ

>> 04 02 2010

Susuyorsun. Bu seferki ne bir meziyet ne de erdem. Dile dökülmesi gereken o kadar çok kelime var ki şimdi, şu anda. Aklındaki ve yüreğindeki iyiye, güzele dair tüm sözcükler hırpalanmış ama olsun. Yaralarımızı sarabilir, eskilerinin yerini tutmasa da yeni kelimeler bulabiliriz belki. Hem her bitiş yeni bir başlangıç değil midir zaten? En azından denememiz lazım, biliyorsun.

Susuyorsun. Yakışmıyor oysa sana. Sessizlik çok fazla, gereksiz büyüyor etrafında. Huzursuz, tedirgin bir şey sinsice içinde kök salıyor, göremesen de iliklerine kadar hissediyorsun. İsimsiz bir savaş meydanındasın sanki; cephelerin farklı, süngülerin düşük. Her şey olup bitmiş bir anda, dağılmış, her cepheden bozguna uğramışsın, etrafın kırık dökük. Ne yengi var ortada ne de yenilgi. Savaş ganimetleri saçılmış ortalığa, paylaşılmayı bekliyor. Savaşları sevmezsin sen oysa, için kaldırmaz böyle şeyleri. Ama ucundan bir yerlerden tutunabilmek için hayata biraz da mücadele etmek gerek, görüyorsun. Hem senin savaşın bir başkasıyla değil aslında, kendi kendinle, anlamıyor musun? Tek bir sözünle sona erecek tüm bu yangın, bu düğüm çözülebilmek için senden gelecek tek bir sese muhtaç. Özgürlüğüne adım atman, yaşama yeniden sarılman sadece senin kuracağın cümlelere bakıyor. Birazcık umut et, birazcık cesaret göster sadece. Bir savaş tutsağı olmak inan sana hiç yakışmıyor.

Susuyorsun. Oysa görüyorsun sen de, uçurumun kenarında dolaşıyorsun yalın ayak. Aradaki boşluk o kadar sığ ki aslında, düşsen bile boğulmayacaksın, neden korkuyorsun? Bunun bir ilgisi yok zorlama ya da dayatmayla. Elini uzatanlara inat, duvarlar örüyorsun herkesle arana sessizlik tuğlalarınla. Gitgide ulaşılmaz, uzlaşılmaz oluyorsun. Duvarın kırık dökük çerçevelerle dolu oysa. Parçalanmışlıklar üzerine kurulu bir yaşanmışlık, kabullenilmiş bir kararsızlık sonrası ve çoktan can vermiş çocuk yanının üzerinde oynadığın ölümcül oyunlarla kendi resmini çiziyorsun. Her zamanki kaçışlarına sığınmayı seçiyorsun yine. Gözlerine bakmadığın bedenlerle sevişip, bedenlerini bilmediğin gözlere en doğru yalanlarını sunarak belki de binlerce çerçeveyi kırıp parçalıyorsun. Azalıyorsun günden güne. Tek bir iplik parçasıyla bağlı olduğun yaşam avuçlarından kayıp gidiyor. Uzanıp ta tutmuyorsun. Bir konuşsan oysa, bak nasıl kurulacak yaşamla arandaki köprü yine. İplerine çözülmez, kopmaz düğümler atılacak. Yıkılacak tüm duvarlar, kilitli kapılar açılacak sonuna dek. Çerçeveler değişecek, tozu alınacak tüm resimlerin, ve zamanın en güzel anlarına asılacak. Söz veriyorum sana, her şey daha güzel olacak, yoksa artık sözüme güvenmiyor musun?

Hadi silkelen artık, canlan kalk yerinden diyorum sana. Ölüm sessizliği yaşatma artık bana. Son ver tüm bu karmaşaya, yağıp sel ol ki bana sona ersin bu yangın. Tek başıma bırakma beni buralarda, ben sensiz yapamam, biliyorsun. Hadi artık alacaklarını al ve geride bırak tüm kalanları. Odaların, evlerin, sokakların, hayatın üzerine çek vur kapıyı. Yeni odalar, evler, sokaklar, yeni bir hayat bekliyor bizi. Açılacak yeni kapılar var daha, vakit dar, gitmemiz lazım...


*Sevgili gereksiz adam tarafından uzun zaman önce gönderilen bir mimdi bu. Ben bu mime dair “ne anladıysanız onu yazın” seçeneğini kullanıp, kendimi hayattan koruyabilmek için yine kendimi öne sürerek ve birazcık cesaret diyerek bu yazıyı uygun gördüm. Bu kadar geç kaldığım için umarım kusuruma bakmazsın arkadaşım...


Görsel: Deviantart

Read more...

EVREN YORUMCUSU

>> 03 02 2010


atlayarak çiz dünyayı,
gerçekler söylenmeyen alanlarda kalsın,
yani gerçekleri söyle, sadece onları;

bana sorarsan –ki sormasan da olur-
yüreğindedir yaşamın bütün ipuçları...


ÖZDEMİR İNCE


Görsel: Deviantart


Read more...

SORU VE CEVAP

>> 02 02 2010


Adam baktı gökyüzü sonsuzluğunda. Alabildiğince uzak, çokça gri, bir parça mavi. Bir kaçışın telaşı vardı sanki, biliyor olmanın ağırlığı biraz, bir şey yap(a)mamanın saklı utancı. Hani uzatsa elini tutacak gibiydi yaşamın kıyısından, tam da yüreğinin ortasına düşüveren bir yağmur damlasıyla silbaştan başlayacak gibi...Uzun uzun baktı adam, sonra eğdi kafasını, bakışlarını kadının suskunluğuna bıraktı.

Kadın sustu avazı çıktığı kadar. Olabildiğince uzun, kaçabildiğince saklı. İçine sığmayan bir hayata sığmaya çalışmaktı yaptığı ve en çok da kendi kendinden saklanmak...Dört yanda söylenemeyenlerin ağırlığı vardı, görmezden gelinenlerin, yok sayılanların günahı. Olmadı, taşıyamadı kadın, düşürdü ellerinden. Yere düşenler bir çocuğun sorusuna takıldı.

Çocuk sordu boyundan büyük. Yüreğinden masum, merakından fazla. Yetinmedi cevap bekledi bir bakıştan, bir susuştan yeni cümleler istedi. Yer edinemedi, yer edemedi hiçbir renk bu coğrafyada. Kendi çocuk, aklı adam kaldı, yüreği kadın...Avuçlarında neye niyet neye kısmet halleri, ellerini her şeye rağmen hayata uzattı.

Hayat aldı soruyu ekledi bir bakışa, susuşu katık etti sonra tüm bunlara. Evirdi çevirdi karıştırdı bir çırpıda. Yepyeni sorular, bakışlar, susuşlar doğurdu içinden. Sil baştan deyip, dağıtıverdi başka başka adamlara, kadınlara, çocuklara...

Bütün cevaplar hayatın içinde kaldı...


*İlk yayın tarihi: 26/02/09

Görsel: Deviantart

Read more...

CUMARTESİ

>> 30 01 2010


*...onunla birlikte ıslanmak varken; yalnız, arabaya yürüdüm. Bin tane hayalle birlikte...Üstelikte günlerden cumartesiydi...

...

Sahi ne çok cumartesi vardı ona dair. Onu görmediğim bir günün adı yoktu, onu düşünmediğim bir gün de yoktu ya, en çok cumartesiydi nedense. Gördüğüm her günse sadece cumartesi. Adını sorsam cumartesiye çıkıyordu yolum. Cumartesi’nin o olmadan bir adı yoktu.

Yeni bir gün icat edelim demiştim bir keresinde ona, tüm kaçırdığımız günlere inat, sadece bizim yaşadığımız, adını sadece bizim bildiğimiz bir gün. Bizim tek bir günümüz var zaten, bizim olan, bizim olduğumuz tek bir gün, bırak tadını çıkar sadece, demişti usulca kulağıma. Ve bunu da ikimizden başka kimse bilmiyor, yetmez mi...

Ne çok cumartesiye sığmıştık düşlerimizle, ne çok gerçeğin içinden geçmiştik. Ne çok gerçek bizden geçmişti, her seferinde bir iz daha bırakarak içimizde. Mesela en çok cumartesileri konuşurduk; biraz ondan biraz bundan oldukça hayattan ama çokça aşktan...Aşk cumartesiydi bizim için. Cumartesi aşkın içinde...

Sonra bir gün noktası konmamış bir cümlenin ağırlığı ekleniverdi. Gelip de konuverdi tüm yaşananların üzerine. Her gün gibi oluverdi birden cumartesi. Herkes gibi, herşey gibi...O benden geçiverdi sessizce. Aşk cumartesiden gidiverdi.


*Bazen bir hikayeyi bitirdiğini düşündüğün bir cümlede başka birine ait başka bir hikayenin başlangıcı saklı olabilir. "Zamanı Eskimiş Bir Mektubun Satır Aralarından..." adlı yazının son, benim hikayemin ilk cümlesinde olduğu gibi...

Teşekkürler buraneros...




Görsel: Deviantart

Read more...

  © Free Blogger Templates Wild Birds by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP