Pages

ANLA/ŞIL/MAK

22.07.2009
Sen anlatırsın yazarak ya da söyleyerek...İçindeki niyet, yüklediğin anlam, aklındaki düşünce, yüreğindeki his, hepsini eklersin kelimelerine ve sonra özgür bırakırsın kurduğun tüm cümleleri. Her biri senden çıkar, sağa sola dağılır, başka bir dile eklenene kadar bir süre boşlukta asılı kalır.

Biri gelir sonra, alır havada asılı kalan cümleleri. Benzerdir ya diliniz, yakındır baktığınız göz, durduğunuz yer, yüreğinizdeki his, aynı anlamda ulaşır kelimelerin ona. Alır ve ekler sadece kendisine olduğu gibi. Gülümsersin.

Derken bir başkası gelir şöyle bir bakar durduğu yerden. Alır, evirir çevirir, ona göre fazlasını çıkartır, tamamlar eksiğini, başka gözlerden gördürüp, başka dillerden anlatır sana olanı biteni ve öyle ekler kendine senden gelenleri. Bir bakmışsın çoğalmışsın.

Sonra başka biri gelir, bambaşka bir yerden bakar havada asılı olan cümlelere. Öyle uzak, öyle farklıdır ki durduğu yer; ne niyetiniz, ne yüklediğiniz anlam, ne aklınızdaki ne yüreğinizdeki uyar birbirine. Başkadır ondaki yansıması senden çıkan cümlelerin. Kelimelerinizin rengi tamamen farklıdır. Bu yüzden işte bir anda eksiliverir cümlelerin, kararır rengi, can yakar istemeden, can acıtır...Üzülür ve şaşırırsın.

Haksızsındır. Çünkü senden çıkan kelimelerin başka türlü anlaşılabileceğini de düşünerek özen göstermen gerekir biraz da...

Haksızlardır. Çünkü havada asılı her cümlenin kendi gördükleri gibi olmayabileceğini hesaba katarak aynı özende davranmaları gerekir aslında...

Böyledir işte; kimi zaman içi boş bir cümlenin başka türlü doldurulmuş ağırlığı biner yüreğine. Acıtır da acıtır içten içe seni ve ne zaman geçer bilemezsin...


***Anlamak ve anlaşılmak ne olursa olsun, hangi koşullarda yer alırsa alsın bir yere kadar. O bir yerden sonrasıysa üzerinde bir sürü soru işaretinin, gerekli gereksiz duygunun, düşüncenin, kelimenin uçuştuğu ama tam olarak yer alamadığı, yerine konamadığı bir boşluk. Buraya kadar herşey normal aslında, her şey olması gerektiği gibi. Üstelemek sadece o boşluğun yerini derinleştirip daha fazla can acıtmaya çıkar bir noktadan sonra; hem kendininkini, hem başkalarınınkini...Ya da o boşluğu tek taraflı doldurmak, kendince kelimelerle tanımlamak kör bir nokta oluşturur sadece. Ve o kör noktaya varılmışsa eğer zaten en başından beri sağlıklı bir iletişim kurulamamıştır demek ki. O nedenle belki de “yaşamak” adına en iyisi boşlukları zamana bırakmak. Çünkü hayat bir “oyun” değil, en azından benim için, benim yaşadığım. Ben kendi adıma her zaman “gerçeği” yaşadım, yaşarım ve yaşayacağım.


*İlk yayın tarihi: 20/01/09


Görsel: Deviantart

22 sayfa ekleyen:

funda dedi ki...

her bir satırına ayrı ayrı katılıyorum...

gereksiz adam dedi ki...

öyle boşluksuz, tam denk düşen iletişimler zordur zaten. dediğin gibi zamanla dolacak olan dolar. çok zaman sonra hala bi boşluk varsa buna zaman bile çare olamaz...

Vladimir dedi ki...

Hepimiz nelere bakıp neleri görüyoruz ve neleri okuyup ne kadar farklı dünyalara kapılar açıyoruz. Aynı rüzgara kapılmış insanlarla geçirdiğim zamanlar en zengin anlarım diye düşünüyorum.

Kediye Kafa Atan Psikopat Fare dedi ki...

ne anlatırsan anlat,karşındakinin anladığı kadarsın demişler ya hani..satırlarını okuyunca katılmamak haksızlık olurdu bu sözün doğruluğuna

sufi dedi ki...

Havada asılı kelimeler abstract resimler gibidir.Herkes kendine göre manalar çıkarır.Kuran'ın binlerce meali olduğu gibi.Bir zamanlar kara kalem bir resim çizmiştim.Kuyuda insanlar yukarı bakıyor, kuyunun üstündekiler de kuyunun içine bakıyordu.Resmi"kuyudakileri diriler, dışındakileri ölüler olarak çizmiştim aslında.Ama kimse böyle düşünmedi.Tam tersi yorum yaptılar.
Sevgilerimle.

Ateş Böceği dedi ki...

Kitapta derya hani

birinin ağzından bal gibi dökülen söz, bir diğerinin ağzından zehir gibi gelebilir” . Halbuki Allah söze değil niyete bakar.

Bakış açısı durduğun yer önemlidir ve havada aslı olan cümleleri alan her insan aslında kendi niyetiyle yani içindeki kötülük/iyilikle alır ve aldığı her bir cümleyi kendi niyetine göre yorumlar.

sevgilerimle

aysema dedi ki...

İlişkiler kör noktaya gelmişse zorlamak neye yarar üzüntüden başka?

Belki de bu bir fırsattır sağlıklı ilşkilere yelken açmak için... Umarım öyle olur.

Sevgilerimle...

cosmos dedi ki...

Bütün mesele doğru bakış açısında..Son satırda dediğin gibi gerçeği yaşamak çok önemli her zaman bu ne kadar başarabiliyoruz tabi..

Güzel bir yazı severek okudum kalemine sağlık..

y. dedi ki...

tam da anlatmaya çalıştığım herşeyin milyar kilometre uzağına düşmüşken,bu yazı geldi üstüne.havada duran boşluğun düşüp parçalanmasını bekliyorum ben şimdi.

Bekriya dedi ki...

anlaşılmak isteği ne kadar çok bizle özdeş değil mi. önceden anlaşılmak isterdim, çünkü insanları haddinden fazla anlardım.

şimdi anlaşılmak falan istemiyorum, herkesin kendi problemi, beni anlamasalar ne olacak diyorum. ben anladıktan sonra ve de yanıbaşımdaki bi kaç kişi anlamak için zorlanmadıktan sonra gerisi önemli değil.

ve hatta bazı zamanlar beni anlamasınlar diyorum, böylesi daha kolay oluyo :)

artık insanları da anlamaya çalışmak, onlara hakvermeye çabalamak benim için boş bi uğraş, kimse buna değmiyor çünkü.

bırak dağınık kalsın diyorum :)

Boş Arsa dedi ki...

Sahih olanı anlamak ya da anlatmak imkansızdır, doğru...

Öte yandan binlerce yıl öncesinden gelen anlatılar, metinler, formüller ufuk açmaya, insanı, doğayı anlamaya hâlâ yardımcı oluyor...

Rusça yazan Dosteyevski yahut daha da zoru Mayakovski ingilizceden türkçeye çevrildiğinde bile hayranlık uyandırıyor bu yazar ve şairler burda Türkiye'de kültleşiyor...

Anlama arzusu kadar anlatma arzusu da dili örgütlüyor...

Belki 'anlaşamama' noktasında derdimiz arzu eksikliğinde yatıyor biraz...

Biraz alışkanlıklarımıza bağlılığımızda belki...

Ayşe dedi ki...

''yaşadım, yaşarım ve yaşayacağım''dediğin ''gerçek'' üstünde düşündüm bir süre....

gerçek ne ola ki??...
bu aralar dolanmaktayım çevresinde ve bulmaktır niyetim ..:))

bu arayışta takıldı yazına gözlerim ve işte öylece düşündüm seninle...

beenmaya dedi ki...

@funda: demek ki anlaştık :)))

@gereksiz adam: zaman bile çare olamıyorsa ve dolmuyorsa o boşluklar bir türlü demek ki en başında kurulan iletişimde bir eksiklik, aksalık, yanlışlık var öyle değil mi...

@Vladimir: aynı rüzgarlarla beslenmek büyük bir zenginlik ve keyif katılıyorum buna. çoğalmak gibi...ama ayrı ve ters esen rüzgarlarla da bir şekilde yaşamayı öğrenmeli çünkü o kadar çoklar ki...

beenmaya dedi ki...

@Kediye Kafa Atan Psikopat Fare: bir de bu söze kendimizce "anlatabildiğin kadar" kısmını eklersek bu kadar çok anlaşmazlık yaşanması normal gibi geliyor ne dersin :))

@sufi: herkes kendince anlıyor, kendince yorum katıyor doğru. özünden kopmadığı, farklılaşmadığı, değiştirilmediği sürece bu bir nevi zenginlik gibi. ama özünün tamamen zıddı, olmayanı var sayan ifadeler yüklemek işte pek çoğumuz bu tarz hataları yapıyoruz ne yazık ki...teşekkürler ve sevgiler benden sevgili sufi...

@Ateş Böceği: işte önemli olan da sözün özüdür aslında, içindeki niyettir öyle değil mi...

beenmaya dedi ki...

@aysema: kör nokta bitmekten ziyade belki de çoğu şeyin hiç başlamamış olduğunun habercisi gibi...teşekkürler sevgili aysema...

@cosmos: her insan ne yaşadığını kendi bilir aslında. iyisiyle kötüsüyle her şeyiyle ben yaşadım diyebiliyorsan, yalan dolan katmadıysan, oyun oynamadıysan, neyse o nu yaşadıysan, içinden geldiği gibi ve içinden geldiği şekliyle o zaman gerçekten yaşamış olmaz mısın sevgili cosmos. evet yaşamadığım, es geçtiğim, görmezden geldiğim, kendi ellerimle yok ettiğim zamanlarda oldu geçmişimde ama bu sefer ki gerçekti...

@y: benzer bir iletişim sorunu yaşıyoruz demek ki senle bu aralar. ben kendi adıma sanırım kör noktada bırakıldım. umarım sen o noktaya hiç varmadan halledebilirsin ve doldurabilirsin o boşluğu olması gerektiği gibi...

beenmaya dedi ki...

@Bekriya: ben bırakamıyorum işte ne yazık ki :)))

@Boş Arsa: biraz bencilliğimizde, biraz özeleştiri yapamamamızda, biraz hatalarımız olabileceğini kabul edemememizde, biraz çabalamamamızda, biraz...derken uzar gider bu liste belki de...ve belki de işin temelinde dediğin gibi "arzu eksikliği"...

@Ayşe: sevgili Ayşe son dönemlere dair yaşanmışlıklarımın oyunsuz, yalansız, dolansız evet belki kimi zaman hatalı, kimi zaman yanlış anlamalı olsa bile içimden geldiği gibi ve içimden geldiği için yaşananlar olduğuna dairdi buradaki "gerçek" tanımı aslında.

senin aradığın gerçeğe gelince bunun cevabını ben veremem ki. o senin içinde, sende... teşekkürler sevgiyle...

özlem dedi ki...

Galiba en önemlisi kelimeler farklı yorumlansa da gönüllerin kırılmaması değil mi?
Sevgilerimle...

cinar dedi ki...

ne kadar ve nasıl anlatırsan anlat, anlattıkların karşındakinin anlayabildiği ile sınırlıdır lafına canı gönülden katılıyorum. bu, bakış açısından da kaynaklanabilir çoğu zaman. her zaman aynı düşüncelere sahip insanları yakalayabilmek mümkün olmuyor hayatta. ama böyle bir kişi bile olsa yetiyor çoğu zaman. yolun aynı tarafında kalmak dileğiyle.

Karakutu dedi ki...

öyle özlemişim ki okumayı, koşar adım açtım blogu..yorumum uzun bir sessizlik, yazılarının ardından özlediğim...

beenmaya dedi ki...

@özlem: ama ne yazık ki bir şekilde kırılıyor işte be arkadaşım ne yaparsan yap engel olamıyorsun buna...

@cinar: yolun aynı tarafında kalmak dileğiyle. işte ben bu dileği çok sevdim. çok teşekkür ederim :))

@Karakutu: özledim seni, yazılarını, yorumlarını. nihayet geldin HOŞ GELDİN :)))

Uma dedi ki...

Yazdiklarimin ote tarafini da sen yazmissin, tam olmus :)
Eckhart Tolle bir lecture'inda 26 harf su kadar sesli, su kadar sessiz harfle kainati anlamaya ve anlatmaya calisiyoruz, bu ne kadar mumkun olabilir der. Bizim durumumuz da aynisi. Herbirimiz mikro kainatlar olarak tek derdimiz anlatabilmek ve anlasildigimizi gorebilmek :)Herkesin icindeki catlaga gore akar gelir kelimeler o guzel tasvirindeki gibi. Tam olsak, kelimeler deger gecer, bakar gider. Oysa catlaklar emer, sonra sisirirler insani. Sonra kirilir, patlarlar :) Gercek yasamak'i yorumladigin anlamda yasamak gerek. Yalansiz dolansiz, hilesiz hurdasiz. Zaten oyunda bir de oyun oynarsak, dustugumuz durumu dusunsene bir :) Allahin lutfu kalemine saglik...

beenmaya dedi ki...

@Uma: hatta dahada ötesinde Uğur Özakıncı'nın dediğine varıyoruz sanırım; bu koskoca hayatı anlayabilmek için kavramlar yaratıyoruz. sonra da o kavramların içindeki minicik hayatlarla yetiniyoruz...

aklına, yüreğine, yorumuna sağlık...