Pages

YAZMAYA DAİR...

10.03.2011

“Her yaşamın bir öyküsü vardır ve her öykünün de bir kahramanı. Bu yaşamın bir yerinden tutunuyorsak eğer, bir coğrafyada yaşıyorsak, nefes alıyor ve görüyorsak gökyüzünü, hepimiz birer kahramanızdır kendi öykülerimizde. Ve yaşadığımız, gördüğümüz müddetçe hepimizin her konuda söyleyeceği iyi veya kötü bir çift laf, karalayacağı bir iki satır, dile dökeceği bir öykü mutlaka vardır kendine göre.” diye yazmışım yaklaşık 2 sene kadar önce. O günden bugüne yazmakla ilgili olarak düşüncelerimde bir değişiklik olmadı. Herkes yazabilir diyorum yani hala ama herkes “iyi” yazamaz; bir şiirin, bir öykünün altına kolayca imza atamaz, bir edebiyat eseri sunamaz ayrımına dikkat çekerek.

İşte ben de kendince yazan çoğunluktan biriyim. Ortaokul yıllarında günlüklerimi meraklı ev halkı tarafından okunmasın diye ingilizceye dönüştürmem, üniversitenin ilk yıllarında sahip olduğum birkaç defterimin taşınma sırasında kaybolması, seneler sonra izimi facebook’tan bulan yurt arkadaşımın elinde benim yazdığım cümlelerle dolu kağıtların, peçetelerin olduğunu ve bunları hala sakladığını söylemesi, her nereye gidiyor olursam olayım yanımda her zaman için kalem ve küçük bir defter taşıyor olmam eminim ki yazmayı seven çoğu insana yabancı gelmeyen, onların da hayatında bir şekilde var olan şeyler...Ne zaman yazmaya başladım kısmı ise biraz belirsiz aslında. Yani babamın marketinde ona yardım etmeye diye gidip ürünleri sarmak için kullanılan yarım yamalak gazete parçalarını okuma çabalarımdan, bir arkadaşımın doğumgününden sırf kitap okuyorum diye kovulmama kadar varan okuma serüvenine yazmayı da eklediğim anı tam olarak hatırlamıyorum gerçekten. Ama zaten okumak ve yazmak benim için o kadar birlikte ve içiçe geçmiş durumda ki çok da fazla önemsemiyorum bunu.

Peki neden kendi kendime yazma eylemini blog ortamına taşıyıp da, bir zamanlar en fazla yakın çevremden birkaç kişiye görme hakkı tanıdığım yazılarımı herkese sunup bir nevi görücüye çıkarmış oldum? Bir kitapta okumuştum; geçmişine dair kapatamadığı yaraları olan birine bir diğeri anlat, diyordu. Sadece anlat. Çünkü ancak bu şekilde rahatlayabilirsin. Bu şekilde tam olarak bitiremesen, izlerini silemesen bile en azından hafifletip, azaltıp geride bırakabilir, yaşadığın olumsuzlukların senin önünü kesmesine engel olabilirsin. Anlatarak tüketebilirsin, diyordu. İşte yazarak başladığım anlatma çabamı daha fazla kişiye duyurma nedenim biraz da bu belki de.

Yaşadıklarımın, yaşananların, yaşamayı umduklarımın ağırlığını bu şekilde hafifletiyor olabilirim. Belki de bu şekilde sadece kendi içimde yaptığım muhasebeleri pek çok kişinin gözünün önüne sunarak, aldığım onay veya tepkilerle geçerliliğini ispatlamaya çalışıyor olabilirim. Böylelikle kendimi temize çıkarıp ya da hiç itiraf etmediğim, fark etmediğim hatalarımla yüzleşiyor olabilirim. Kendi bildiklerim dışında yanlışlarımın, doğrularımın, gözden kaçırdıklarımın başka gözlerce farkına vardırılıp, başka fikirler sunulmasına ihtiyaç duyuyor olabilirim.

Yazarak içindekileri, kafandakileri boşaltıp rahatlama yani kısaca anlatma eylemi yazdıklarını başka gözlere, yüreklere, düşüncelere sunduğunda, onlardan gelen olumlu olumsuz eleştirilerle eksilip çoğaldığında tam olarak amacına ulaşmış oluyor diye düşünmekteyim ben aslında. Ve işte tam da bu noktada sevgili ve değerli Ömer Sebahattin Çetin abimin bu soruya verdiği “ego tatmini” cevabı geliyor aklıma. İşte benim içinde en basit ve en doğru cevap.

“Kendimizden ne kadar habersiz olduğumuzu, yazdıklarımızı yeniden okurken anlarız” demiş ya Paul Valery. İşte ben de yazarak önce kendimi sonra da başkalarını kendimden haberdar etmeye çalışıyorum kısaca. Hepsi bu...


Görsel: Deviantart

18 sayfa ekleyen:

Kırmızı Çizmeli Kedi dedi ki...

Yazı yazmayı tercih eden insanlar genelde yalnız insanlar... En azından şimdiye kadar karşıma çıkanlar öyleydi... Bedensel bir yalnızlık değil elbette söylediğim.
Ve ego tatmini cevabına yüzde yüz katılıyorum. Evet egolarımızı tatmin ediyoruz.

sufi dedi ki...

Yazmak=ego tatmini: sözünü uzun uzun düşünmem gerek. Eğer öyleyse, egomu parlatıp cilalayacaksa yazmanın bana ne faydası var? Ben Paul Valery'nin sözünü alıyorum kendime düstur çünkü yazdıklarımızla kendimizi tanıyıp anlıyoruz. Demek ki yazılanlar bizim eserimiz değil, yazdırana dikiyorum gözümü.Kucakladım seni sevgiyle tontini.

kırmızı dedi ki...

yazmak ve yayınlamak okumaktan doğan bir borcu ödemek bence. birinin hikayesinde kendini bulup kendi yalnızlığını az biraz giderince bir borç hissediyorsun diğer insanlara karşı. ya biri de benim bi yazdığımı okur ve yanlızlığı paniği geçer, mutluluğu artar diye düşünüyorsun. belki tek bir kişi!

yılmaz erdoğan'ın bir şiirinde şöyle bir kısım var.
"ve elbet şiir olacak şairin tesellisi.
yazana değilse bile okuyana faydası var.
bak aynı başına gelmiş adamın benim başıma gelen
o da üzülmüş aynı benim gibi ....
benimki daha acıklı değil
onunkinden, fiyakalı değil onun acısı benimkinden
sade güzel olan kelimeler..
sade kelimeler...
kelimeler..."

paul valery ise kutular içinde sakladığımız yazılarımız hikayelerimiz için ne güzel demiş. üstünden yıllar geçtikten sonra odanın kapısını kapatıp onlar arasında bir yolculuğa çıkmak. onlar derken onlar kadar yabancı değil aslında bizzat kendimizde bizde bir yolculuk...



bu arada günlerdir masamda bir mektup var posta bekleyen ama evden çıkamıyorum:(

Uma dedi ki...

Yazdiginda soyundugunu hissediyor musun, bir kabugunu daha soydugunu? Paul Valery'yi hissediyorum ben de ayni Sufi'nin dedigi gibi. Ama bence yazmak hele de senin gibi herkese kendini acip yazmak oncelikle cok cesaret isteyen bir is. Herkes aydinlikta soyunamaz :) Cevap ne gelirse gelsin, kendini yazmak, yarani yazmak, hafiflemek icin yazmak, varsin once egon icin yaziyormus gibi baslasin, devaminda ASLIni nasilsa tanirsin :) Ne yazarsan yaz hercumleyi guzellestiriyor kalemin :)

Budeliçocuk dedi ki...

Yazmak..
Aslında farkında olmanın eşiği bence..
Hayatın,çevremizin,kendimizin..

Yaşadıklarımızın ağır yükünden kurtulmak..
Belki..

Ama yaşıyor olmanın da en önemli parçası değil mi..?

Zihinsel faaliyetler,yürek dünyasından güç alırsa;Zihinsel kirlenmenin de önüne geçilebilir..
Yazmaya bir de bu açıdan bakmak gerek..

Güzel bir yazı..
Keyifle okudum..
Teşekkürler sevgili Maya..:)

nani dedi ki...

Sevgili Maya,
yazdıklarımı bir süre sonra okuduğumda burda ne demek istemişim diye düşündüğüm
çok oluyor.
O ana giderek, hangi hissiyatla kelimelere döktüğümü düşünüyorum
ruh halimi..
Şu anla karşılaştırıyorum.
Kendimce, bendeki değişimi izliyorum çoğu zaman.
Yazmamın amacı bu mu diye düşündürdün beni..
Teşekkürler, güzeldi doğrusu...

s'ius dedi ki...

yazmak; boğazına doluşan ve habire öksürüğe yol açan tozları, yağ gibi akıp gidecek bir bardak suyla temizleme işi gibidir..

önceleri erinir insan.. sıcacık yatağından kalkıpta o soğuk mutfaktan bir bardak su doldurmaya üşenir..

sonra, ardı ardına gelen öksürük nöbetlerine yenik düşerek, tıpış tıpış karanlıkta yolu bulur ve bir çırpıda, soluksuz içer suyunu..

bu süre içinde gözler karanlığa alışmış ve elleri de kazınan mideye ilaç olacak elmanın peşi sıra sürüklenmektedir..

nice elmalara, armutlara..

seygiyle :)

özlem dedi ki...

Budur diyorum başka bir şey demiyorum canımcım, kalemine sağlık:)

beenmaya dedi ki...

@Kırmızı Çizmeli Kedi: yazı yazmak bir nevi iç döküşse, bir nevi soyunmaksa, hele bu yazılanları başka gözlerin önüne sunmak varsa bir de işin içinde bu aslında bir nevi cesaret işi aynı zamanda. cesur ama ya da şöyle demeli belki de cesur ve sesur olduğu için yalnız...

beenmaya dedi ki...

@sufi: yazdıklarımız kendimizi tanımamız anlamında içimize açılan yoldaki en önemli adım belki de öyle değil mi can sufim. bu arada inşallah 22si gibi izmirdeyim. mutlaka görüşelim :)))

beenmaya dedi ki...

@kırmızı: bir nevi borç ödeme...bak bu tanımı da çok sevdim. yorumuna ise bayıldım ne kadar doğru noktlar yakalamışsın. üzerine bir şey söylemek istemiyorum. sağolasın...

mektuba gelince benim bekletmemi düşünürsek az bile merak etme :)))

beenmaya dedi ki...

@Uma: aynen dediğin gibi sevgili Uma...soyunmak, yılanın derisini atması gibi soyunarak yenilenmek hatta...ve evet bu gerçekten bir cesaret işi...

çok sağol bu güzel yorum ve güzel sözlerin için. yüreğinden öperim...

beenmaya dedi ki...

@Budeliçocuk: her birimizin sunabileceği farklı farklı nedenler var yazmaya dair sevgili Budeliçocuk. ama görüyorsun ya özünde hepsi aynı kapıya çıkıyor, aynı şeyi işaret ediyor öyle değil mi...

teşekkür ederim değerli yorumun için...

beenmaya dedi ki...

@nani: sevgili nani, her birimiz bibirinden farklı amaçlar sunabiliriz bu soruya karşılık olarak ama özünde hep kendimize, içimize çıkmıyor mu yol ne dersin :))

asıl teşekkürler benden varlığınla değer kattığın için...

beenmaya dedi ki...

@s'ius: harikasın sevgili s'ius harika. bu kadar az ve öz bu kadar güzel anlatılabilinirdi. çok teşekkürler. ve dediğin gibi nice elmalara, armutlara :)))

beenmaya dedi ki...

@özlem: sağolasın arkadaşım sevgiler :)))

novella / विश्व dedi ki...

"Yazmak, bir yürek işi, bir algının söze dökülmesi ve eğer biraz da şanslıysan bileğine kuvvet dillendirme işi... Bu anlamda bakıldığında, evet yazmak herkesin harcı değil ve başka bir bakış açısıyla aslında herkes yazabilir."

...

"Neden yazıyorum sorusunun cevabı var aslında ve neden bu gece yazdığımın da... Ama siz zaten nedenini biliyorsunuz değil mi? Neden bu satırları buraya kadar okuduğunuzu da... Bazen bizden olduğu için, bazen bizden olmadığı için okuruz bir blogu; dilsiz gecelerimin sessiz tanığı gibidir kelimelerime kapılıp giden yürekler... Bazısı bir iz bırakır kendinden, bazısı okur gider kendiliğinden... "

yazmıştım... aklıma gelince, sessizce okuyup gittiğim zamanların sonrasında bir iz kalsın istedim; kalemi yüreğinden yazan kadına...

yüreğin hiç susmasın... paul valery ne güzel demiş, iyi ki yazmak gibi aynamız var dedirtiyor insana.

beenmaya dedi ki...

@novella / विश्व: yazmak sahiden de ne güzel bir ayna. önce kendimize, sonra sana, ona, herkese...

sağolasın novella...