Pages

ÜÇ/LEME

8.12.2011
Tükürür gibi konuşuyor. Hastalıklı bir vücudun öksürmesi gibi saçılıyor ağzından tüm kelimeler. Ve beyaz bir mendile bulaşan kan lekeleri gibi kulaklarımda büyüdükçe büyüyor. Araya girip yatıştırmaya çalışmak niyetim ama o buna izin vermediği gibi kelimeleriyle can acıtmaya, yakmaya devam ediyor inatla. Öfkesi ucu çoktan bitmiş bir kalem gibi; boş bir sayfaya bastırıp duruyor sürekli. Yazmıyor ama izini bırakıyor batıra batıra. Derken kendi sesinden kendi yorulmuşcasına başladığı gibi aniden susup, ardına bile bakmadan, çekip gidiyor. Geride paramparça kelimeler kalıyor oraya buraya dağılmış. Canı acımış ve can acıtmış kelimeler. Sessizce eğilip, birer birer topluyorum hepsini ve zaman denilen kayığa koyup yolluyorum aklımın derinliklerine...

...

Yaşadığı hayalkırıklığının tarifi yok. O da bunu anlamış olmalı ki anlatmak yerine kafasını kaldırmadan sessizce ağlıyor. Gözyaşları damlıyor sürekli önündeki kağıdın üzerine. Kağıtda bir kayık resmi. Gitmek. Deniz. Dönüş. Mavi...Neden çizmiş olabileceğini düşünürken birden başını kaldırıyor ve bana dikiyor gözlerini. Tarifi olmayan bir acıdan bahsetmemi bekliyor benden, sözlerimin acısını geçirmese bile en azından bir mendil gibi gözyaşlarını silmesini istiyor, biliyorum. Ama benim sesim çıkmıyor, çıkamıyor işte. Anlamını bilmediğim bir acının üzerine kendimin bile inanmadığı yalan avunmalara sığınamıyorum bir türlü ve kimse de sığınsın istemiyorum. Bilmiyorum doğru kelimeleri. Nasıl söylemeli ki bunu o’na? Nasıl anlatmalı ki üzüldüğümü? Neden sonra ümidi kesmiş olacak ki artık benden, yavaşça kalkıp gidiyor tek bir söz bile etmeden. Ardında koyu, ağır bir acı bırakıyor. Masada bıraktığı kalemi alıp tarih düşüyorum çizdiği resmin hemen yanına. Bütün bir acıyı yükleyip de kağıttan bir kayığa, bu son olsun diye diliyorum içimden...

...

Kağıt bir mendilmişcesine buruşturup atıveriyor sanki bir çırpıda her şeyi. Hayatı, insanları, aşkı, sevgiyi en önemlisi de kendini. Her günü hiç içine girmeden üstünkörü yaşıyor, değmeden, değdirmeden yüreğine tek bir kelimeyi bile, geçip gidiyor zamanın içinden. Zaman onun içinden hiç yokmuşcasına geçip gidiyor. Mutlu mu diye merak ediyorum ama sormak gelmiyor içimden. Adımlarımız sessizce birbirine eşlik ediyor sahil yolunda, yavaşca yürüyoruz. Aynı anda aynı şeyi görmüş gibi duruyoruz birden. Kıyıya çekilmiş, yer yer boyaları dökülmüş bir kayık. Kenarında sanki bitmek üzere olan bir kalemle yazılmış gibi silik, büyük harflerle adı yazıyor: HAYAL. Birden dönüp bana, ‘ne gerek var ki’ diyor; döndüğün yer yine kara olacaksa hiç bilmediğin bir denize açılmana ne gerek var. Bilmediğin fırtınalara tutulmana, olmadık sağanaklarda ıslanmana, sadece küçük ve geçici birkaç mutluluk için yabancısı olduğun topraklara girmeye, buna yeltenmeye ne gerek var. Hayaller çocuklar içindir, büyükler için değil...Söyleyebilecek o kadar çok şey varken konuşmak gelmiyor içimden, çünkü kelimelerimin yüreğine değmeyeceğini, kulaklarından bir ıslıkmışcasına geçip gideceğini biliyorum. Karşılıklı susmaya devam ediyoruz aynı zamanın içinde ve adımlarımız aynı sessizlikte birbirine eşlik etmeye devam ediyor.

...

Tuhaf diye düşünüyorum kendi kendime kaldığım an, üzerime yapışıp kalmış tüm bu sessizliğin ağırlığında, gerçekten tuhaf. Hayat içimde dalgalı deniz bugünlerde, suskunluğumsa sanki can simidim. Ve ben tüm bu kalabalığın içersinde boğulmadan yüzmeye çalışıyorum...




*İlk yayın tarihi: 08/02/10’-10/02/10’-12/02/10’
**Görsel:
Özge Baki

10 sayfa ekleyen:

infantulus dedi ki...

3 yazıda ortak olan

o
sen
mendil
sessizlik
kayık
kelimeler
kalem

eminim
o
mutlu
olmuştur
bir süre sonra
hayaller kurmuştur
öfke sevgiye
sessizlik
gökkuşağına
dönmüştür
eminim
o
ayağa kalkmıştır
gülümsemiştir
eminim

o öfkeyi
anlıyorum
kabüllenememeyi
parçalayan
kendini ve çevresini
ruhu
sonrası
başka bişey oluyor
artık hiçbirşey kanatmıyor
can kayıpları,
dermansız hastalıklar dışında
sonrası
bişeyler
.......farkediyor.yağmurlar artık ıslatabilir...

hoşçakal maya
ne güzel anlatmışsın
tebrikler

Pilli Petro dedi ki...

çok güzel, başka söze hacet yok :)

yüreğimdeki yağmurlar dedi ki...

"Canı acımış ve can acıtmış kelimler"
çok etkilendim ..çok güzel bir yazı ve ifadeler tebrikler

Amaltheian dedi ki...

Karşılıklı susmalar zamanı ki artık! Ama ellerine sağlık! Bi' solukta okudum!

Kali Rind dedi ki...

çok güzel bir anlatı, hayran kaldım, kıskandım...kalemine yüreğine sağlık.

beenmaya dedi ki...

@infantulus: bir arkadaşla yazmak üzerine yapılan bir sohbet sırasında, haydi içinde kağıt, mendil ve kayık geçen paragraflar karalayalım diyerek yazılıp biraraya getirilmiş olan paragraflardır bunlar aslında...

sevindim beğenmene. teşekkür ederim...

beenmaya dedi ki...

@Pilli Petro: teşekkür ederim efenim :))

beenmaya dedi ki...

@yüreğimdeki yağmurlar: ne anlamlar yüklüyoruz o kelimelere düşünsene onların da canı acıyıp can acıtmıyorlar mıdır haliyle...

teşekkürler sevgiyle...

beenmaya dedi ki...

@Amaltheian: susmaların üzerine gelen tek bir cümlenin hafiflettiği bir güne uyandım ben bugün biliyor musun? ve onca şeye rağmen güzeldi...

sağolasın...

beenmaya dedi ki...

@Kali Rind: ben seni her daim kıskanıyorum ama bir kere de sen beni kıskansan çok mu :)))

şaka bir yana senden bu övgü dolu sözleri alabildiysem eğer ne mutlu bana...

teşekkürler sevgiler :))