9.01.2009

EN SEVDİĞİM...

“İnsan kendisiyle başbaşa kaldığında uçurumlarıyla da başbaşa kalır. Benim için çok yeni, çok alışılmadık olduğundan ona nasıl davranacağımı kesitiremediğim deniz. Yeni sevgililer gibi gözgöze gelmeye utanıyoruz. Bu ara-zamanı, putların kırılıp yerine yenilerinin konmadığı günleri değerlendirmeliyim. Geçmiş, nesnelere vuran donuk gölgesinden başka bir şey değil şimdi. Onun sürekliliğinden, acımasız takibinden kurtulabilirim belki. Sınırları iyi ayrışmamış geçmiş ülkeler, çöl gibi suskun yıllar, üzerlerine kar yağan yıllar. Bir dizi rastlantı, kaza, yanlış, düğüm. Cılız, yarı-saydam anılar, üzerlerine “şimdi”nin ışığı düştüğünde çizgileri silinen yaşantılar, sonuçsuz yolculuklar, suç ortaklıkları ve nedensiz alçaklıklar, yitirdiklerim ve beni yitirmeyi yeğleyenler, hiç iyileşmeyecek ama acısını çoktan unuttuğum yaralar, en iyi kendimden sakladığım sırlar...Ta çocukluğa, çocukluğun en kara kıyılarına dek hepsi “söylenmeyen”in öteki yakasında. Denize sırtımı dönüyor, eski, köklü bir alışkanlıkla hep duvarlara, izsiz, işaretsiz, hayaletsiz duvarlara bakıyorum” (Adsız-s.23)

Benimde duvarlara baktığım, bakmakla kalmayıp kendime yeni duvarlar ördüğüm zamanlardı. Sadece denize değil, herşeyiyle hayata sırtımı çevirdiğim günlere denk geldi bu satırlarla karşılaşmam. Hiç olmadığım kadar kendimle kaldığım, uçurumlarımla belki de hiç olmadığım kadar yüzyüze hesaplaştığım günlerde tanıdım Aslı Erdoğan’ı...Bu yüzden belki de sevgili purkua bana “en sevdiğin yazarı söyle, hatta onunla nasıl tanıştığını anlat” dediğinde sevdiğim onca yazar arasından hiç düşünmeden Aslı Erdoğan’ı seçtim.

O;

“Aslında farkındaydım. Bir hücrede yaşadığımın, anahtarın cebimde olduğunu bile bile, yalnızca denemeye korktuğum için cebime el atmadan yaşadığımın farkındaydım. Bugün anahtarları denedim. Hem yılgınlık, hem unut veren bir adım. Dışarıda cayır cayır yanan bir asfalt, gölgeleri küçülmüş ağaçlar ve insanlar var. Bende kendi süklüm püklüm gölgemden kurtulacak, bir çift minik kanat edineceğim. Özgürlük, bir çığlıkla değil, hüzünle doğacak.” (A’nın Güncesi-s.7)

derken bildiğim halde kendime bile itiraf edemediklerimdi bulduğum satırlarında...

Ya da;

“Oysa belki de gerçek öykün tökezlediğin taşta yazılı. Eğilip bakmalısın ona, bir aynaya bakar gibi. Ancak böyle başlarsın kendi yolculuğuna, dünyanın büyük yollarında. Çorak ve ıssız, yapancı topraklarda, hep başkalarına ait topraklarda. Yaydan çıkmış bir ok gibi dalınmıyor gerçeğe, kollara ayrışmayı, her çatlaktan sızmayı göze almak gerek. Vurulmayı göze almadan kimse firar edemez. Ama kim bir mahkumdan daha iyi tanıyabilir ki zamanı...” (Münzevinin Ruhuyla Sohbet-s.4/5)

diye yazarken düşünüp te cesaret edemediklerimi okudum.

Hatta;

“Bence insan, sanata da, hayata da bir tapınağa girercesine girmeli. Orada bir konuk olduğunun bilinciyle. Bir başka hayat söz konusuyla, yargıçlığa –aklamaya da karalamaya da- girişmeden önce belki de cehennemde daha ayrıcalıklı bir köşe kaptığını hatırlamalı.” (Yürek ve Bakış-s.87)

satırları üzerine kimbilir kaç kez uzun uzun düşünüp durdum...

Kötü bir zamanda başıma gelebilecek en iyi tesadüftü belki de onun kitaplarıyla tanışmam. Kendime, kendisine, diğer insanlara, hayata dair çok şey buldum, öğrendim, ekledim, çıkardım cümlelerinden, hala da öyle. Ve şimdi de sevgili purkua’ya umarım becerebilmişimdir diyerek, bu mimi kimi yazacağını tahmin ettiğim sevgili La Paragas’a, sevgili Nily’ ye, ve sevgili Bekriya’ya paslıyorum. Haydi kolay gele...

*Görsel buradan alınmıştır.


**Alıntılar: Aslı Erdoğan'ın "Bir Kez Daha" adlı deneme kitabı...

23 yorum:

Pilli Petro dedi ki...

mimi aldım en kısa zamanda yazıcam :))

DeliRapunzel dedi ki...

okuduğum bir kitabın altını çizdiğim satırlarını senin sayfanda okumak çok güzel oldu ;)

Adsız dedi ki...

Ya bir insan hep iki uçta yaşıyorsa, ya hep kendiyle başbaşa yaşıyorsa, içindeki ses artık ondan bağımsız konuşup, ondan bağımsız isyan ediyorsa ne oluyormuş? Kendi içinden hiç çıkamıyorsa ve aslında en karmaşık bilmecenin kendisi olduğu şaşkınlığından sarhoş olmuşsa...Öpüyorum.

mahallenin delisi dedi ki...

okumam gerektiğini bile bile hep erteledim "bir delinin güncesi"ni. bu alıntılardan sonra farz oldu benim için.

teşekkürler teşvik için =)

Adsız dedi ki...

ne güzel alıntılardır bunlar kısa zamanda okumam gerektiğini anladım. Keşfedemediğim cümleleri görmek sayfanda çok güzeldi mayam:)

efsa dedi ki...

“Bence insan, sanata da, hayata da bir tapınağa girercesine girmeli. Orada bir konuk olduğunun bilinciyle. Bir başka hayat söz konusuyla, yargıçlığa –aklamaya da karalamaya da- girişmeden önce belki de cehennemde daha ayrıcalıklı bir köşe kaptığını hatırlamalı.”

keşke her şeyimizde bu dizleri hatırlayabilsek, yaşamımızı bu yönde yönlendirebilsek, benleri unutmadan bizleri boğmadan yaşayabilsek.

varya senin bu anlatımlarınla ve geçmişteki yorumlardan falan zaten aklıma soktuğun biri oldu Aslı Erdoğan. Teşekkürler mayam.

idilceyhan dedi ki...

sağol canım mimime cevap verdiğin için... çok merak ettim aslı erdoğan'ı, en kısa zamanda okuyacağım. senin hayatın için böylesine önemli olması çok hoş. işte böyle, kurtarıcı olabiliyor bazen bir film ya da bir kitap...

Adsız dedi ki...

teşekkür ederim, adsızdaki alınt çok başarılı tanımlalarla dolu hayata dair.

Muhabbet Çiçeği dedi ki...

Çok keyifli bir yazıydı. Alıntılar hoşuma gitti. Bu kitabı okumam gerektiğini düşnüyorum biran önce.Sevgiyle kal canım.

Seyyah dedi ki...

mimimi aldım gidiyorum düşüne düşüne, nasıl birini ayırıp diğerlerinden sen en sevdiğimsin diyeceğim bilmem ki.. bakalım en kısa zamanda:))

Adsız dedi ki...

en eksik yanım olan okumamayı biraz da olsa dolduruosn..teşekkürler :D

efrasiyab dedi ki...

belkisi yok, gerçek öykü tökezlediğimiz taşta yazılı.
ve tökezlediğimiz zaman karşımıza çıkan bir yazar bize öykümüzü anlatıyor. insanlar yanlış anlıyor bu halet-i ruhiye mutsuzluk değildir. tıpkı mutluluğun başımıza gelen komik şeylerle sınırlı kalmadığı gibi. bu kendinle barışmadır. ve insan kendisiyle barışırken hüzünleniyor biraz. uzun zaman görmediğin bir dostu görmek gibi buruk bir sevinç de denilebilir buna.

beenmaya dedi ki...

@Bekriya: vallaha ben senin yorumunu cevaplıyorum daha ama sen çoktan mimi cevapladın bile :)) jetgillerden misiniz hanfendi siz :))

@delirapunzel: aynı yerlerde takılı kalmak, aynı yerden bakıyor olmak, aynı şeyi hissediyor ve düşünüyor olmak...evet bu gerçekten çok güzel benimde hoşuma gitti :))

@Maviye Yolculuk: hangi uçta yaşıyorsa yaşasın aklının, yüreğinin bir ucu hep öte tarafı düşünür ve özler bana kalırsa. içindeki çelişkiler de zaten bunu göstermez mi. bir insan neyi fazlasıyla yapıyorsa aslında bir yandan kendini buna inandırmak için harcıyordur enerjisini, yaptığı yada olduğu yer orada olması gerektiğine inandığından değildir çoğu zaman. neyse öyle bir noktaya parmak basmışsınki güzelim sayfalar çıkar bundan yazmakla bitmez. o yüzden ben burada keseyim ama sonra belki bir yazı yazarım bunula ilgili :))

beenmaya dedi ki...

@mahallenin delisi: umarım birazdan okuyacakların vazgeçirmez seni. zira senin yorumunu okuduktan sonra farkettim ki ben ismi yanlış yazmışım. aslında bu alıntılar "bir kez daha"dan...yazı, görsel derken öyle çok sorun yaşadımki bu yazıla ilgili kafam iyice karışmış olmalı ki yanlış kitabının adını yazmışım işte. affola ve fikrinin değişmemesi dileğiyle :))

@Yabani Kuzu: valla şiddetle öneririm okumanı pişman olmazsın :))

@efsa: yoksa sen hala okumadın mı. neden dinlemiyorsun ablanın sözünü bakayım :))

beenmaya dedi ki...

@purkua: biraz geç oldu ama cevap verebildim nihayet. hatta sırada bekleyen 2 mimim daha var :)) aslı erdoğan'ı seveceğini düşünüyorum. en azından zaman ayırıp okumanı öneririm. sevgiler benden :))

@aylakadam: evet aynen öyle. üstelik bu sadece bir kısmı :))

@Muhabbet Çiçeği: bunlar alıntıların sadece bir kısmı. daha neler var bir bilsen. ama onları da sen okursun artık kitabından :))

beenmaya dedi ki...

@Nily: valla bende hatta mimin bir diğer ucu olan la paragas'ta, her ikimizde aynı dertten muzdariptik. ama bir şekilde birini diğerlerinin önüne geçirdik işte. yoksa dediğin gibi ayırması o kadar zor ki...hadi bakalım merakla seçimini beklemekteyim :))

@Bızbız: biraz olsun işe yarıyorsam ne mutlu bana :))

@efrasiyab: çok güzel özetlemişsin. sahidende içini görebilmek için önce düştüğün yerin farkında olup orayı görmen gerek. canın acıdığında, mutsuz olduğunda ancak seni mutlu edip canını acıtmayacak şeylerin farkında olabilirsin öyle dğeil mi...

Pilli Petro dedi ki...

valla hızlı gonzales olduğumu söylemiştim dimi :))) zevkle yazdım ayrıca :)

beenmaya dedi ki...

@Bekriya: severek yazacağını biliyordum zaten :))

tutsak dedi ki...

Yaşamda birşeyler mi çakışıyor; yoksa, yaşam bizzat mı çakıştırıyor bazı şeyleri hala anlamış değilim aslında. Bazen bir kitap, bir film ya da yeni bir arkadaş ortak oluveriyor o andaki halet-i ruhiyene
(daha türkçesini bulamadım).Çok güzel bir anlatım teşekkürler.
Sevgiler

beenmaya dedi ki...

@tutsak: henüz onu bende çözebilmiş değilim sadece bir şekilde keyfini çıkarmaya çalışıyorum bu tesadüflerin işte :)) teşekkürler benden. sevgiyle...

7.oda dedi ki...

ben de çok geç tanıştım aslı erdoğan ile.. ve tanıştığım gibi vuruldum onun kelimeleriyle.. hala iyileşemiyorum o da ayrı mesele :)

beenmaya dedi ki...

@7.oda: geç olsun ama güç olmasın öyle değil mi :)))

beenmaya dedi ki...

@7.oda: geç olsun ama güç olmasın öyle değil mi :)))