Pages

ZERDALİ BURCU

11.04.2011

“Birdenbire bastırırsa yokluğum, karanlık gibi, tipi gibi, sis gibi. Korkma devrilmekten kaldırabilirim seni.”(*)

Biliyorum aslında ansızın geliveren birkaç gündü bu. Olmamış, yaşanmamış bir haziranın temmuza taşınmasıydı. Bir şeyler her zaman eksik olacaktı. Ve zaten eksikti bir şeyler. Çaresizliğin bu yüzden gerçekten çaresi yok. Mümkün değil hep aynı noktada durmak. Zaman izin vermiyor buna. Böcekler her zaman kazanır çünkü. Bu sefer de zafer onların.

Giderken tüm zamanları yanıma almıştım. Dönerken hiçbir şey getiremedim. Biraz hüzün belki. O gece, onu son gördüğüm yerden, bana bakışını getirdim bir de. Öyle baksın istemiyordum. Ama bakacaktı. Biliyordum. Yürüyüp gitmek olmazdı ardıma bakmadan, durup geriye bakmam da olmadı. Bunu tekrar yürüdüğümde anladım. Ama hala anlamış değilim, o bakışlar bir ömür boyu nasıl taşınır yürekte? O, ışıkları kopartıp kopartıp yutan ne koyu bir gölgeydi öyle. Boynu hafifçe bükük, öylece bakıyordu. Böyle kolları kırık gibi mi dururdu insan? Böyle düşmeye hazır yaprak gibi mi dururdu insan? Ağlamaz mıydı? Gitme, demez miydi? Böyle boynu bükük durur muydu hiç? Kavşağa varıncaya kadar kaç kavşak geçtim, kaç ölüm geçtim, kaç böcek geçtim. Hiçbir yere gitmediğini, gidemeyeceğini bilmek ama yürümek durmadan. Kavşaklar, ölümler, böcekler her adımda var. Her adım bir iz bırakır geride oysa. Her adım bir iz bırakmalıdır geride. Kavşaklar, ölümler, böcekler değil.

“-Beni sevdiğini hiç söylemedin.”
“-Ben bunu söylediğim zaman bütün anlamlarda hakkını veririm. Düşünemeyeceğin, hayalini kuramayacağın kadar. Alırım da.”


Ne kolaydı bu kadar basit olsaydı. Tükenene kadar vermek, tüketene kadar almak, ölçüsüzce. Deniz olursun, ışık olursun, zaman olursun. Geceyi bir cebine koyarsın, günü bir cebine. Düşüncelerin vardır. Yüreğin vardır. Sıcaklıkların vardır. Üşüdüğünü anlamazsın bile. Hazır bir çift dudak vardır öpmene. Başını gömmek istediğinde saçlarını dağıtır sana. Kokusu yüzüne bulaşır, ciğerlerine yerleşir, yollar çizer beyninde. Kendine her çekişinde, bu göğüsmüş, bu omuzmuş, bu boyunmuş anlamaz, hep de bir yüreği öpersin durmadan. Çiçeklere durursun, meyvelere gelirsin, neredeyse güneş sanırsın kendini. Binlerce kez doğarsın yeniden. Dağları aştığını bilir, dağları aştığını bildiğini bilirsin sen de. Elini tuttuğunda, işaret parmağıyla okşar elini. Bu okşayış sevgiyi söyler. Gözleri gözlerine çakılıdır. Omuzları omuzlarına değer, yanındadır. Yanında olması sevgiyi söyler. Doyumsuzluktur sevgi oysa, söylemeler yetmez.

“-Sevmekten korkuyorsun sen. İçindeki yılanın uyanmasından. Benim sana duyduklarımın binde birini duyarım diye korkuyorsun sen, böceklerden değil. Bütün korkun kendinden.”
“-Sus ne olur, sus lütfen ve dinle beni. Bir şeylerden korkum yok. Ama kendimi sana kaptırdığımda olacakları çok iyi biliyorum ben. Seni görmek isteyeceğim. Sana dokunmak isteyeceğim. Seni isteyeceğim. Hiç dinmeyen bir özlemin yorgunluğunu taşıyacağım yüreğimde. Bunaltacak beni bu. Bunaldıkça sana saldıracağım. Seni hırpalayacağım. Sevgimde hiç sınır yoktur benim. Dinginlik nedir bilmem çünkü. Çünkü uysal biri değilim. Coşkun bir ırmak gibi akıveririm karşımdaki insanın yaşamına. Şimdi söyle bana bütün bunlara hazır mısın?”


Ben avcumdaki ateşi hiç göstermedim kendime. Ağladığımı da. Kaçmadım kavşaklardan, ölümlerden, böceklerden. Yolculuğum sevgiyeydi. Döndürmedim yolumu, savrulup giderken bile hiçliklere. Döndürmedim yolumu unutmalara. Döndürmedim yolumu sevgiden, döndürmem de bundan böyle.

Odayı hatırlayacağım. Sevişmeleri. Banyoya girişini. Şarkı söyleyişini yıkanırken. Havluyu saramadığı vücudunu. Saçlarının uçlarından damlamasını suların. Dudağındaki yarayı. Dizlerine başımı bırakışımı. Dizlerini de öpmüştüm, avuç içleri terlemişti, onları da. Dudakları titriyordu. Dudaklarını da öpmüştüm, titremelerini de. Gidecekti birazdan. Bitecekti her şey birazdan. Çılgınlara dönecektim birazdan. Gitme, diyemeyecektim. Desem de gidecekti, gidecekti nasılsa. Gidince, bu odada hatırlanacak bir şey kalmayacaktı ondan sonra. Kapıdan girdiği zamana dönecektim düşüncelerimde. Kapıdan girdiği zamandan başlayacaktım yaşamaya durmadan ve yeniden. Darmadağınık olacaktım. Karmakarışık olacaktım. Buz gibi olacaktı her yanım. Bakışlarım duvarları kazıyacaktı. Bakışlarım delip geçecekti duvarları. Bakışlarım sus-pus olacaktı, puslanacaktı, kor olacaktı. Yastıkta saçlarının kokusu olacaktı. Gömecektim başımı yastığa. Saçlarının kokusu yüzüme bulaşacaktı, ciğerlerime yerleşecekti, yollar çizecekti beynimde.

“-Gelmeni istiyorum, gelirim demeni istiyorum, geldim demeni...”
“-Gelmek isterdim ama gelemem. Git artık bekleme beni, gelemem...”


Gidersem sevgiye giderim yine. Gidersem kolları kırıkmış gibi duruşu da gider benimle. Gidersem, gittim diyemem yine de.

“-Gitmemi istiyorsun demek. Böcekler bu sefer de kazansın istiyorsun. Hani denizdin sen, hani ışıktın, zamandın hani. Dinginlik nedir bilmezdin hani. Irmaktın, coşkundur, akıverirdin.”
“-Yenir yutulur şey değildir benim sevgim demiştim, söylemiştim.”


Biliyorum. Söylemişti. Ben de sevgimi söylemiştim ama. Ben de yüreğimi uzatmıştım boynumu uzatır gibi. Uzattım diye koparması mı gerekirdi?

Ellerim cebimde değil. Seni yanıltacağım bu kez, hadi söktür söktürebilirsen şafağı, gidiyorum. Birdenbire bastırıyor yokluğu...


EMİN AKDAMAR



*
Zerrin Koç (Bir Ara Uğra Sevgin Kalmış Bende)
**Görsel:
Deviantart

6 sayfa ekleyen:

Küçük Mucizem dedi ki...

"ben de yüreğimi uzatmıştım boynumu uzatır gibi. uzattım diye koparması mı gerekirdi?"
sevmeler, gitmeler, beklemeler, dönmemeler, dönememeler, gururlar.. neden bu kadar acımasız?

Budeliçocuk dedi ki...

''Biraz hüzün belki''

Evet biraz hüzün..
İnsanın en asil yanı hüzün..

Her karanlık gecenin bir şafağı var da..
Ya karanlık gündüzlerin şafağı..?

Eline sağlık,keyifle okudum..
Biraz da hüzünle..

Saygılar..

beenmaya dedi ki...

@Küçük Mucizem: belki de olması gerektiği gibi gerçekleşse hepsi bu kadar acımayacak hiçbirimizin yüreği. bu kadar acımasız yapan yine bizler değil miyiz sanki...

beenmaya dedi ki...

@Budeliçocuk: ben sadece aracı oldum sevgili Emin Akdamar'ın bu hüzünlü ve bir o kadar da güzel öyküsüne...

teşekkürler sevgili Budeliçocuk...

Elif Gizem dedi ki...

Giderken tüm zamanları yanıma almıştım...
Ne güzelmiş.
Bir de ben de ağladığımı hiç göstermedim kendime, kendime bile.

beenmaya dedi ki...

@Elif Gizem: çok ama çok güzel bir öykü bu paylaşmadan edemedim...

düşününce hangimiz gösterebiliyor ki zaten böyle açık seçik, ulu orta...