Pages

BOŞLUK DOLDURMACA

22.06.2009
İngilizce dersini pek sevmezdim, yalan yok. Zorunlu olarak okutulduğu için mi (zorla yaptırılan hiçbir şeyden hazzedilmez ne de olsa), sanki türkçesini bir çırpıda çözüvermişim gibi matematikle fen dersinin de İngilizce olarak okutulmasından mı, kendi dilime daha doğru dürüst hakim değilken neredeyse Türkçe dersi kadar, hatta daha bile fazla, İngilizce dersinin olmasından mı bilmiyorum, belki de hepsinden bir parça vardı bu sev(e)memenin içeriğinde. Hele “fiil in the blanks” denen boşluk doldurma olayı vardı ki, hani yazılıların vazgeçilmez ve de en fazla puan getiren bölümlerinden biriydi ve hatta İngilizce seviyen bir süre sonra bu boşlukları ne kadar doğru kelimeyle ve ne hızda doldurduğunla ölçülüyor olurdu, işte kendimi o nokta nokta ile gösterilen boşlukları doldururken hep, tam tersi eksiliyormuş gibi hissederdim. Sahi neden ben, bana ait olmayan, benden çıkmayan, anlamını bile çoğu zaman tam olarak kavrayamadığım bir kelimeler topluluğunda “tamamlayan” olmak zorundaydım ki...

Bugünlerde sık sık o zamanlara geri dönmüş gibi hissediyorum kendimi. İşyerinde, evde, arkadaşlarımın arasında, yaşamaya çalıştığım bu hayatın içinde, yaşamayı düşlediğim diğer hayatın peşinde “fiil in the blanks”lerin o nokta nokta kısımlarına, ama doğru ama yanlış yazılmış kelimeler gibiyim. Kimi zaman gizli bile ol(a)mayan bir özne, bazen zamanı belirsiz bir yüklem ya da bir anda kimi neye bağladığı meçhul bir bağlaç oluveriyorum ve hep birilerini, bir şeyleri, bir yerleri, eksik kalan cümleleri, yarım bırakılan işleri tamamlayıp, hep birinin, bir şeyin, bir yerin, bir cümlenin, bir işin doğrusunu sağlamaya çalışıyorum.

Kendi hayatımı yaşamaktan ziyade, başka hayatların telafisi gibiyim. Sanki hayat denen yap-boz oyununda eksik olan tek parça benim elimdeymiş gibi, sürekli başka yaşamları tamamlamam, açıklarını kapatmam, eksiklerini gidermem, söylenmeyenleri söylemem bekleniyor benden. Kafamdaki her bir düşüncenin, yapacağım her bir hareketin, ağzımdan çıkacak herhangi bir kelimenin bile, sanki benimle hiçbir ilgisi yokmuşcasına, bana ait değilmişcesine, dolduracağı, ekleneceği, tamamlayacağı bir başka yer çoktan hazırmış da o düşünce sadece beynimde doğmayı, o hareket organlarımca tanımlanmayı ve o kelime sadece ağzımdan çıkmayı bekliyor.

Oysa ben daha kendi hayatımı tanıyamadan, zaman o telaşlı elleriyle kendimle arama her gün aşılması biraz daha zorlaşan bir set koyuyor. Ve ben birilerini, bir şeyleri, bir yerleri tamamlamaya çalışırken, gitgide kendimden uzaklaşıyorum. Yavaş yavaş eksildiğimi hissediyorum, kendimden parçalar kaybediyorum her seferinde, içimdeki boşluk gitgide büyüyor. Kendi hayatıma geç kalıyorum göz göre göre ve zaman ellerimden kayıp gidiyor.

Ne yapmam gerek bilmiyorum. Aslında bilmediğim o kadar çok şey var ki. Oysa hatırlıyorum da, tam olarak bilmesem de, sevmesem ve kendimi hep eksilmiş hissetsem de, okul zamanlarında “fiil in the blanks”lerden hep geçer not alırdım. Geçen onca zamana rağmen elimde kalanlarla tekrar niyetlensem, kendi hayatıma sahip çıkmayı denesem tekrar, içimde ne var ne yok şöyle bir silkelensem...

Hayat da bir okul derler ya hani, sevmesem bile İngilizceyi, kırık notlarıma inat, sahi benim içimdeki boşlukları da doldurur mu şimdi...


Görsel: Deviantart

22 sayfa ekleyen:

perikizi dedi ki...

Mayam hayat bazen gerçektende tam bir yap boz oluyor.Ancak tam uyumlu bir eş bulamıyorsun işte.O yüzden senin de oyun gibi;yapıp bozmaktan yada bozulanı tekrar yapmaktan başka bi seçeneğin olmuyor.

Vladimir dedi ki...

Hiç bir şey göründüğü gibi değil. O görünmeyeni bulmak yoruyor insanı, değiyor mu bulduğunda. İnsan daha çok üzülüyor yalanları deşifre ettikçe. Verilen cevapların söylenen sözlerin ne anlama geldiğini neyin üzerini örttüğünü anladıkça masumiyet denen "şey"den hepten uzaklaşıyor insanlar.

tarik dedi ki...

Aslında o boşluklar zamanın bizden istediği hayatın ta kendisi.Biz ne kadar az kalıyorsak o kadar memnuniyetsiz oluyoruz...
Belki de...

Maryjade dedi ki...

kısa bir zaman...
ve tamamlanmas ve bir araya getirilmesi gereken oldukça fazla parça...

Ateş Böceği dedi ki...

Başka hayatların boşluklarını doldururken sanırım her birimiz kendi hayatlarımıza kocaman parantezler açıyoruz ve bu parantezleri doldurmaları için birilerini bekliyoruz çok zaman sonra kimsenin kendi içimizde ki boşlukları doldurmaya gücü olmadığını anladığımızda çok geç oluyor...


Sevgilerimle..

buraneros dedi ki...

Yazıyı sevdim. Sahibinin yürek sesini zaten biliyorum... Bir gün bu blog aleminden (bile) gidersen, ne kadar insan öksüz kalır, nasıl bir boşluk olur, o zaman görürsün:))

Demek ki dolacak bir boşluğun yokmuş ,doldurulamaz bir boşluğun varmış:))

Varya bazen ben bile bana şaşıyorum:)) Hakkaten güzel laf etmişim şimdi,dur bir daha bakim cümleme:))Bakalım bilge kişi katılacak mı bana:))

Bekriya dedi ki...

boşluk doldurmuyorum artık, olabildiğine boşluk açıyorum. sen de dene maya, içindeki yükleri atarsın :)

Muhabbet Çiçeğim dedi ki...

Çok güzeldi çok.Her cümleyi iki kez okudum.
...Yavaş yavaş eksildiğimi hissediyorum, kendimden parçalar kaybediyorum her seferinde, içimdeki boşluk gitgide büyüyor. Kendi hayatıma geç kalıyorum göz göre göre ve zaman ellerimden kayıp gidiyor....
BU SATIRLAR ÇOK UYDU BANA...
Yüreğine sağlık canım.

ÇALIKUŞU-flame dedi ki...

"by the way I'm an English teacher" diyerek sözlerime başlıyorum; ve hep şunu savunuyorum; İngilizceyi sevmeyebiliriz çocuklar; ama sevmiyoruz diye neden başarıdan yoksun kalalım, madem önümüze konmuş bi kab yemek; sevmesek de doymak için yiyeceğiz; sevmiyoruz diye aç mı kalalım...

hayat da böyle, bazen şartlar, bize boşlukları doldurma görevini verir, bunu yaşayacaksın der... sevmesek de yaşarız; boşlukları doldurmayalım da ölelim mi yani; ya da ölü gibi mi yaşayalım...

gelelim alınacak derse; sevmesek de madem kaçamıyoruz bulunduğumuz durumdan, zevksiz yaşamaktansa, boşlukları doldurmaktan zevk almayı öğreneceğiz ki zevkli yaşayalım eimizdekilerle...

"fill in the blanks with hapiness" o halde...

Siminya dedi ki...

ben daha sana yorum yazmadan yorumunuz onaylandıktan sonra görünecektir dedi, inşallah kötü bişey yazmamaışımdır :))

şey diyecektim insanlara çok fazla yakınlık gösterdikçe, iyilikler yaptıkça, her işi üstlendikçe insanlar bir dahaki seferede senden aynı şeyleri bekliyor, eskiler demişya "yüzünü verirsin astarını isterler" diye. galiba bu aralar çok fazla beklenti ve sorumluluk yüklenmişsin

İDEA dedi ki...

Başkalarının boşluklarında kendi gölgesinin izini arar kişi.Tam olmasada yakınını bulmuşsa çöker,çöreklenir,üşüşür.Herşey bir müddet.Sanki acelesi olan bir tren gibi.Oysa tren hep aynıdır.Yönü bellidir,hız limiti kısıtlıdır.Uçamaz.Eğer herşeyi göze alıp raydan çıkmazsa.Belki devrilecektir.Ama birkez de olsa uçmuş olabilmenin keyfine varacaktır.Zaman ondan ne çalabilir ki En mutlu olduğu anda.Belki kıskanır bile cesaretini.Ama söyleyemez.Çünkü zaman sadece çalmaya ayarlanmıştır.O da bir gün cesaretini toplayıp çalmaktan vazgeçip kendi için yaşayacaktır.Ama doğru an'ı beklemekte.Eğer doğru an'ın varlığına inanılıyorsa.

beenmaya dedi ki...

@perikizi: kimi zaman eksilip kimi zaman çoğalıyorsun ve bu böyle sürüp gidiyor değil mi...

@Vladimir: oyunlar öyle çok yoruyor ki bizleri keşke olduğumuz gibi yaşayabilsek ve yaşatabilsek yalanlara sığınmadan sadece gerçeklere dayanarak...

beenmaya dedi ki...

@tarik: o boşlukları doldurabilirsek "kendimiz adına" ve öncelikle "kendimiz için" belki de o zaman asıl yaşadığımız hayat bu olacak kimbilir...

@Maryjade: zamanla yarış edersek yenilen hep biz oluyoruz aslında öyle değil mi...

beenmaya dedi ki...

@Ateş Böceği: boşluk dordurmak sanırım hayatın yadsınamaz bir gerçeği. ama önce kendi boşluklarımızı doldurabilsek keşke...

@buraneros: bilge kişi tatilde şu anda o nedenle cevapsız kalacak ama ben kendi adıma bu güzel sözler için çok teşekkür ederim :)))

beenmaya dedi ki...

@Bekriya: boşluk açmak mı dedin peki ya içimizdeki boşluklara düşersek...

@Çiçeğim: uymasın sana o satırlar. sen boşluklarını en güzel şekilde doldur emi :))))

beenmaya dedi ki...

@Çalıkuşu: "fiil in the blanks with happiness" kısmına şiddetle katılıyorum :)))

@Siminya: bu aralar hatta son dönemlerde sanırım öyle prensesim. ya da belki de başkalarına karşı değil de asıl kendi içimdeki boşluklarla sorunum var benim :))

@İDEA: doğru an'ın varlığına inanıyorum elbet ve beklemedeyim ben de :))))

atesinsesi dedi ki...

tesadüf belki tahsin yücelin golyan devrimi adlı kitabını okuduğum şu saatlerde biraz nete bakmak için verdiğim arada yazını okudum. golyan balıkları gibi yaşadığımızı yazmışsın üç aşağı beş yukarı sende, sıcak anlatımınsa büyüleyici bir yumuşaklığa sahip.

yücelin kitabındaki golyan balıklarının hikayesi merak edersin diyerek anlatayım ki kısaca şöyle :)

"Golyan, Erich von Holst adındaki bilim adamının üzerinde araştırma yaptığı bir balık türü. Bu araştırmada, golyan balıklarından birinin beyninin, sürüde birlikteliği sağlayan ön kısmı çıkarılıyor ve sonra bu balık türdeşlerinin arasına bırakılıyor. Yarım beyinli balığın sürüyü rahatlıkla bırakıp, başka bir yöne gidebildiği gözleniyor. Ayrıca diğer balıklar da hangi yöne gittiğini bilmeyen yarım akıllı balığı, sürü halinde takip ediyorlar."


gerçekten bu hayatı bizden aşıran birşeyler var değil mi,keşke kendini yaşayabilse insan

beenmaya dedi ki...

@atesinsesi: en çok aşıran da sonrasında bunun şikayetini yapan da biraz bizleriz gibi geliyor bana ne dersin...

bu arada golyan balığının hikayesi için çok teşekkürler. sadece bu hikaye değil yücel'in kitabı ilgimi çekti aslında. okumalı en kısa zamanda...

sevgiler...:))

meltem dedi ki...

zamana karşı yeniliyormuş gibi değilde zamanla birlikte akıp gidiyormuş gibi yaşamak gerek,
ne zaman ki o çarkın içinden çıktık işte o zaman baka kalıyoruz ardından ve sanki o zaman daha hızlı akıp gidiyor zaman..
şiir gibi oldu beee
doğru yerde doğru zaman!!!
bi gün gelir mutlaka

Bekriya dedi ki...

düşmezsin merak etme, yalnız birinin seni itmesine izin verme yeter !

beenmaya dedi ki...

@Bekriya: kendi kendimizi itmeyelim de :)))

beenmaya dedi ki...

@meltem: şiir gibi ve doğru yerde doğru zamanda, doğru zamanla yaşamak dileğiyle o halde :)) teşekküler sevgiler :)))