Pages

SESSİZ BİR BAĞ

15.06.2009
Fotoğrafa bakıyorum da şimdi 1987 tarihli, beşimiz aynı karedeyiz, hepimizin yüzünde belli belirsiz bir tebessüm. Sanki onların gözlerinde ayrı bir hüzün varmış gibi görüyorum bir an, belki de bir yanılsama bu bilmiyorum. Bildiğim, bu fotoğraf karesinde bile o kadar güzeller ki... Anlatılamayacak kadar güzel...

Ö. Abla, sağ başta duran en büyükleri, aramızda 4 yaş var. Z. Abla hemen yanındaki, benden sadece 2 yaş büyük. F. ile, sarışın ve mavi gözlü olanla, aramızda sadece 1 yaş var, en çok onunla samimiyiz yaşımız yakın olduğundan, genelde her fotoğrafta yanyanayız. En küçükleri ve bana göre en güzelleriyse Y. Daha çok küçük bu fotoğrafta, iki ablasının arasında duruyor.

Üst katımızda oturuyor bu birbirinden güzel dört kız kardeş. Ama kapıların kapalı kalmadığı, evinde kendi çocuğunu bulamayan bir annenin nerede olacağını bildiği, komşuluktan öte duyguların var olduğu zamanlar o günler. Bu yüzden belki de, gerçekten kimin evi neresi diye zaman zaman karıştırırdım kafamda. Yine de kendi iki kardeşim dışında dört kızkardeşim daha olmasının kimi zaman kıskançlığı arttırıcı ama genel olarak keyifli ve sıcak yanlarını taşırım beraber olduğumuz senelerde, birlikte geçirdiğimiz her günün anısında...

Babalarının onlara tapıyor olmasını bazen büyük bir kıskançlıkla seyrederdim. Erkek çocuk isteyen R. Amca, ardarda olan dört kızdan sonra hevesinden vazgeçip yerine dört kızına da ayrı ayrı tapmayı seçmiş, bilirdim anlatılanlardan. A. Teyze’yle en büyük kavga nedenleri kızların her dediğinin yapılmasıydı zaten. A. Teyze yenilgiyle biten her tartışmadan sonra bize iner ve şikayet ederdi hepsini. Annem teselli ederdi, bense imrenerek dinlerdim dört kız kardeşin babalarının gücüyle kazandığı kimi zaman haklı kimi zamansa haksız galibiyetlerini...

1991’in 14 Eylül’ünde sıcak bir cumartesi akşamı yine hep beraber ve yine bizim evdeyiz bütün kalabalığımız ve bütün neşemizle. Pazartesi okulun açılacak olması o zamanlarda bir moral bozukluğundan çok, başka bir keyif unsuruydu biz çocuklar için. Eskiden çocukluk da, çocuklarda başkaydı sanki ya da bize öyle gelirdi...Oturduğum koltukta, kalabalık bir evde yaşanması gayet doğal olan o hengamenin içinde, şöyle bir dialog yerleşiyor belleğime o güne dair ve bir daha da aklımdan hiç çıkmıyor. Annem Z. Abla’ya, “hadi kızım bir kahve yap da içelim ellerinden” diyor, en güzel türk kahvesi yapan aramızda o çünkü. Z. Abla da “tamam” diyor, “okul açılacak ya zaten bir daha bulamazsınız beni, bu yapacağım son kahve olur.” Ve gerçekten de öyle oluyor.

Ertesi gün sabah saatlerinde alıyoruz haberi. Gece geç vakit R. Amca biraz alkollü gelmiş. İstanbul-Ereğli arası özel arabayla yaklaşık 3 saat sürdüğünden kızlar ısrarla okul alışverişlerini İstanbul’dan yapmak istemişler. A. Teyze çok karşı çıkmasına rağmen sözünü dinletememiş, sen gelme o halde demişler ama içine sinmediğinden o da gitmiş onlarla. Bir kamyonun altına girmişler sonra. Ve o arabadan sadece A. Teyze sağ çıkmış. Yine onu almamışlar yanlarına...

Günler sonra A. Teyze hastaneden taburcu olup da (o kadar az yarası vardı ki nerdeyse burnu bile kanamadan kurtulmuştu) eve getirildiğinde, onu ziyarete üst kata çıkışım, o zamanlarla ilgili aklımdan hiç çıkmayan diğer bir cümleyi belleğime yerleştirdi. Gördün mü bak, dedi A. Teyze acıdan bebeklerini göremediğim gözlerini gözlerime dikerek. “Bak R. Amca’na, o kadar çok seviyordu ki kızlarını hepsini alıp gitti, bir tanesini bile bırakmadı benim yanıma, bir tanesini bile çok gördü benim yanımda. Hiçbirisi beni sevmedi...”

Tam 17 sene oldu. Ve her sene zaman zaman içimdeki o yara ince ince sızlıyor. Beni en çok şaşırtan da kendi kardeşimin acısını hiç bu şekilde yaşamadığım ve yaşamıyor oluşum. Kardeşim diyorum ama sadece fotoğraflardan bildiğim sapsarı saçlı masmavi gözlü güzel bir çocuk bahsettiğim. Başka anlatabileceğim birşey yok hakkında. Daha 1.5 yaşındayken önce teşhisi kon/a/mayan bir hastalığa ve sonrasında ölüme vermişiz. Bende 3 yaşındaymışım daha, ne yüzünü, ne sesini, ona dair hiçbir şeyi hatırla/ya/mamam o yüzden. Bazen hayal meyal birkaç sahne beliriyor gözümün önümde ama onlarında gerçek mi yoksa benim zorlamamla oluşmuş sahneler mi olduğundan emin değilim. Anneme sorduğum zamanlarda kısaca bahsederdi bana ama anlatırken o kadar çok üzülürdü ki bende ayrıntı sormaya cesaret edemezdim. Bir süre sonra da sormayı bıraktım zaten. Annemin kardeşime dair söylediği ve aklımda kalan tek şey hatırlayamadığım kardeşimin bana, hatırlayamadığım bir sevgiyle çok ama çok bağlı olduğu...

İşte yaşam gibi ölüm de böylesine tuhaf bağlar yaratıyor aslında. Bazen seni diğerlerinden koparıp alıyor, ayırıveriyor bir çırpıda. Yaşananlar, kabuğu böylesi zamanlarda yeniden açılıp kanayan bir yara gibi kalıyor, yer ediyor içinde. Unutulmuyor...

Bazen de bir fotoğraf karesinde kalmış hiç tanımadığın, bilmediğin bir çocuğu sana gösteriyor, o senin kardeşin diyerek yaşandığı hatırlanmayan bir zamanın varlığından bahsediyor sana sık sık, sizi bir şekilde birarada tutan ve hiç kopmayacak bir bağ oluşturuyor aranızda. Kardeşimle bana yaptığı gibi...


Görsel: Deviantart

20 sayfa ekleyen:

Eğreltiotu dedi ki...

sabah meyillerini özledim. :((

öykü dedi ki...

Arımayacım
kayıplardan hep cok korktum
Once babam
Sonra annem
kayboldugumu dusundum dunya uzerınde
cok yapayalnız oldugumu..
Ve sevmekten bıle korktum bı donem
sandım kı
sevdıklerım gıdebılır..
sevmesem belkı daha cok yasarlar..
Bunları bı nebze de olsa asmıs bulunuyor olsam da
yıne de ıcımde
kaybetmeye daır agır yaralar korkular var
O teyze 4 kızınla esını kaybettıgınde
nasıl bı travma yasamıstır..
dusununce
daha dogrusu
hıc dusunmek bıle ıstemıyorum sanırım..
Ben ne zaman boyle bı kayıp olayı duysam..
vefat...


cok sarsılıyorum..

Yeşim Özdemir dedi ki...

Bu olayı hatırlıyorum daha öncesinden... Çok hazin...

guguk kuşu dedi ki...

canım, ne büyük acılarla yüklü şu hayat. ama ne arsız şeyleriz ki, dağlara bile teklif ettiğinde dağların yerinden sarsıldığı bu teklife, düşünmeden atlamış ve hayata gelmeye karar vermişiz. rabbim böyle imtihanlar vermesin. ne garip dimi hatırlamadığın birini ömür boyu düşünmen.....acaba olsaydı, nasıl olurdu demen:)

efsa dedi ki...

Bende sessizce ağlıyorum şuan.

Ateş Böceği dedi ki...

ne yazacağımı bilemedim .yazıp yazıp sildim

herkesin payına susmak düşüyor böyle durumlarda ....

coffeé dedi ki...

gözlerim yaşardı....
biz başka zamanın çocuklarıydık galiba, hala içimizde sürdürdüğümüz bağlarımızı koparamadığımız...
hafızamızın altına gömülenlerse küçük oyunlarımız gibi bedenimizin, yüreğimizin....

Abi dedi ki...

zor zamanlar diyebileceğim sadece.. ve zor duygular.

aysema dedi ki...

Bir Offf çeksem karşıki dağlar yıkılır...

Vladimir dedi ki...

Çok acı. İnsanlar nasıl dayanabiliyor bu ladar çok acıya? Kardeşin için üzüldüm. Ufacık da olsa o anda anlamayacağın kadar ufak da olsan sonradan farklı anlamlar yükleyebiliyor insan kaybettiklerine.

Evren dedi ki...

bir bağ var aramızda adını koyamadığım... sadece bildiğim...

İDEA dedi ki...

Konu ölüm olunca sessizlik çöküyor insanın diline.Yüreği bir garip girdaba giriyor.Dünden bu güne gidip gidip geldim sayfana.Konuşsan olmuyor,sussan olmuyor.İkisinin arasıda yok ki.Tıpkı bu cümlelerimin bir sonu olamadığı gibi.

özlem dedi ki...

Bu beni daha önce okuduğumda çok etkilemişti Özlem'ciğim, şimdi de aynı hüzünle tekrar okudum.

atesinsesi dedi ki...

günler ve geceler gelip geçiyorda bir türlü çekip gitmiyor içimizde kalanlar...

aldın bizi eskilerde dolandırdın, binbir türlü yollardan geçirdin ya aşk alsun sana be

Ful yaprakları dedi ki...

hayat çok garip, mutluluklar kısacık ve tadı damağımızda kalan cinsten ancak hüzünler acılar hep büyük, kocaman:((

beenmaya dedi ki...

@eğreltiotu: öğlen maili, akşam 5 maili yanında hanımeller hani şu senin sevdiğinden her türlü yollarım ben sana canım benim :))

@öykü: "ölüm tanımı olmayan bir çiçeğin kokuları gibidir. ve tanımı olmayan ölümlerle ölür insanlar" dizeleri gelir her ölümü düşündüğümde... ölüm kime ve ne şekilde gelirse gelsin çok acı gerçekten de ama bazen öylesine trajik oluyor ki sen de kaldığın halde geride ölüyorsun. yaşarken ölmek belki de en kötüsü aynı komşumuzun yaşadığı gibi...

@Yeşim: aynen öyle canım...

beenmaya dedi ki...

@guguk kuşu: gerçekten çok tuhaf düşününce benim bir kardeşim daha var-dı diyorsun ama nasıl olduğuna dair hiçbir fikrin yok sadece fotoğraflar kuruyor aranızdaki o bağı...

@efsa: her hatırladığımda ki çok sık aklıma gelir bu durum hele o 5 cenazenin evin önünden geçme sahnesi söylerken bile tüylerim diken diken oluyor...

@Ateş Böceği: evet sadece susmak...

beenmaya dedi ki...

@coffeé: ah o belleğin odalarında sakladıklarımız yok mu...

@Abi: ötesine bir şey diyemeyiz ki zaten...

@aysema: offffff...

beenmaya dedi ki...

@Vladimir: hiç toparlanamayacağını sanmıştım biliyor musun...ama o şu anda öleceği ve onlara kavuşacağı günü bekliyor sadece...kardeşime gelince diyorum ya tuhaf bir bağ var aramızda hiçbir zaman kopmayacak olan...

@Evren: adını koyma boşver o bağ yeter zaten...

@İDEA: acının hele ki ölüm acısının tarifi, sözü yok ne yazık ki olmuyor da...

beenmaya dedi ki...

@özlem: o hüzün benim içimde bir yerde kazılı kaldı işte arada sırada gün yüzüne çıkıp duruyor...

@atesinsesi: aşk olsun hem de her zaman ki bu acılar bir nebze olsun sussun olmaz mı...

@Ful yapraklar: hüznün tadı çok ama çok farklı yerleşti mi bir kere gitmek bilmiyor dilinden...